Medya ve yalana dair

izgorenhicri@gmail.com | 08 Şubat 2018 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN

“Eğer bir ülkede kendi insanlarını kandıran bir medya varsa, o ülkenin başka bir düşmana ihtiyacı yoktur” 

  M. Lidan


***

Propagandanın yaşamın her alanına sirayet ettiği bir süreçten geçiyoruz. İnsana dair tüm duygular da dahil olmak üzere her şey propagandanın esiri olmuş durumda.

Medyanın görevi özü gereği sorumlu bir anlayışla toplumu gerçekler doğrultusunda bilgilendirmektir. Gelinen noktada medya denince artık yalanla, çarpıtılmış haberlerle, ayrıştırıcı ve ötekileştirici yapısıyla bir canavara dönüşmüş durumda. TV’lerin haber sunuş biçimlerine, gazetelerin manşetlerine bakıldığında medyanın azgınlaşmış halini görmek mümkün.

"Propaganda Çağı" adlı kitapta Pratkanis E. Aronson: “Her gün birbiri ardına ikna edici mesaj bombardımanına tutuluyoruz. Medya dünyasından gelen bu çağrılar argümanın haklı ve tutarlı olmasından değil, sembollerin ve en temel insani hislerimizin manipülasyonu vasıtasıyla ikna edici oluyor. İyisiyle, kötüsüyle, içinde yaşadığımız çağ bir propaganda çağı.” Diye belirtir ve ikna metodunu demokratik ama propagandayı despotik bir yöntem olarak görür.

***

Propagandanın toplumun en önemli sorunu olarak tanımlandığı böyle bir ortamda ondan korunmanın yolu da olay ve olgulara eleştirel bakabilmektir. Bize sunulan ve dikte edilen her şeyi gerçekmiş gibi algıladığımızda bu tuzaktan kurtulmak mümkün değildir.

Medya başta olmak üzere birçok alanda uygulanan algı yönetimi, kitleyi kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmek ve onları hedefledikleri amaçlar uğruna kullanılan bir nesneye dönüştürmektir. Bir tür psikolojik savaştır.

Gerçeği çarpıtarak ve çarpıtılanı gerçekmiş gibi sunarak algıyı kendi çıkarlarınca yönetmek kimden gelirse gelsin gerçeğin öğrenilmesine engel lanet bir yöntemdir. Gerçeği ortaya çıkaracak özgür düşünebilmeye engel olan bu yöntem her türlü imkanını devreye sokar. Özellikle televizyon bu alanda son derece etkili bir silahtır. Bu silah da her zaman iktidarlara hizmet eder. Hele de gelinen noktada farklı düşünen, muhalif kanallar kapatılarak, tek sese, tek söyleme ayarlanmış durumda.

Son günlerde devreye sokulan savaş süresi boyunca da medya kendine verilen görevi harfiyen yerine getirerek savaş kışkırtıcılığı ve çığırtkanlığı yapmaya devam ediyor.

***

Medyanın söyledikleri ya da yazdıkları kadar ifade etmedikleri ve yazmadıkları da önemlidir. Barış medyası yalanı açığa çıkaran, şiddete odaklanmayan, farklı fikir ve yaklaşımlara imkan sağlayan ve bunu görünür kılan bir yaklaşım içindedir. Oysa savaş medyası şiddete odaklı tarafgir ve kızıştırıcı bir tutum takınır. Türlü algı operasyonlarıyla bize sunulanları irdelemeden, sorgulamadan gerçeği kavrayamayız. Böyle bir ortamda sağlıklı düşünebilmenin yolu eleştirel düşünmekle mümkündür ancak.

Eleştirel düşünme alışılmışın dışında şablon fikirlerden, önyargılardan sıyrılabilmek, farklı açılardan bakabilmektir. Yoksa Nazım’ın tanımladığı ‘dünyanın en tuhaf mahluku’na dönüşürüz: “…Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. / Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer / Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak / Kabahat senin-demeğe de dilim varmıyor ama / Kabahatın çoğu senin, canım kardeşim.”



732
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: