‘Çekilmek yok, arkamız Efrîn!’

ozguramed@live.com | 06 Şubat 2018 Salı

Özgür Amed

Rus yazar Alexsandr Bek, kendisine haklı bir ün kazandıran “Moskova Önlerinde”yi 1943-44 yılları arasında, komutan Momiş-Uli’yi zor bela ikna ederek yazdı… -Kitap Hitler’in Moskova önlerindeki bir şosede durduruluşu ve 2.Dünya Savaşı’nın kaderinin değişmesini anlatıyor. 

Hitler sahip olduğu tüm askeri güç ile taarruza geçme emri verir. Bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu ilerleyişe kimse karşı koyamaz. Bir avuç insan dışında! Dünyanın farklı yerlerinden gelenlerin oluşturduğu bir tabur, hazırlıklara başlar ve geri adım atmama kararlılığı gösterir. Komutan Momiş-Uli ve stratejik deha General Panfilov şahsında cereyan eden bu savaşın hikâyesi, derslerle doludur. Diş ve tırnakla, tanklara karşı el bombalarıyla, roketatarlara karşı süngüyle verilen bu hayatta kalma ve bağımsızlık mücadelesine, dünya halklarına inancın ve yurtseverliğin gücüne tanık oluyoruz. Sadece bu değil, insan olmanın derin analizini de sunuyor yapıt… 

Bu kitaptan bir iki noktayı, bugünün şahsında, özellikle vurgulamak istiyorum. 

Birincisi, Panfilov’un zaman vurgusu. “En hızlı giden ve en yavaş olan, en uzun ve en kısa olan, aldırış etmeksizin kaçırılan ve sonra da ardından üzülünen şey nedir?” diye soruyor ve cevap olarak “zaman” dedikten sonra ekliyor: “Bizim şimdiki işimiz bu Yoldaş Momiş-Uli. Bunun için savaşalım. Onu düşmandan çalalım”

İkincisi, Panfilov komutan Momiş-Uli ile aralarında geçen ‘bulat’ diyalogu:

“Biliyor musun yoldaş Momiş-Uli taburun neyi eksik? Bir kez Almanları dövmeleri... Eğer bu olursa yoldaş Momiş-Uli, bu tabur değil Bulat olacaktır. Bulat’ın ne olduğunu bilir misin? Bu gravürlü çeliktir. Öyle resimli bir çelik ki dünyada hiç bir şey onu silemez. Ne demek istediğimi anladın mı? Onun içine gömülmüş resmi kimse kazıyamaz”

Üçüncüsü, Panfilov’un Siyasi Komiser’i Vasili Kloçkov, önemli bir tespitte bulunuyor savaş sırasında. “Rusya büyük, fakat çekileceğimiz bir yer yok. Arkamız Moskova” diyor. Nazım Hikmet daha sonra bu sözleri “28’lerin Türküsü” şiirinde “Ve çekilmek imkânı yok: Arkamız Moskova” olarak ebedîleştirecekti.  

***

Nerden nereye! 

Dün fedakâr kadın ve erkek savaşçıları ile insanlık onurunu kurtaran ve sonraki kuşaklara teslim edenler, bugün insanlık onurunu ateşe atıyor, ayaklar altına alıyor. Ahlaksızlık yapıyor. 

Rusya’dan bahsediyorum. “Bizi sattı” falan demiyorum. Öyle bir şey yok. Ona bağlanmış bir idealimiz, projemiz yok, bu anlamda satamaz bizi, siyaseten yozlaşma gösterir; buna da anlam verilebilir tarihsel bağlam içerisinde. Fakat esas korkunç olan yaşadıkları bu “korkunç değişim-dönüşüm” 

İnsanı üzen, insanlık ve sosyalizm adına yaratılan değerlere sırt çevrilme noktasına gelinmesi ve bu kadar derin çelişkilere sahip olunması. Bu değerleri ayaklar altına alması. Çünkü bunu sadece o yaratmadı. Vicdan taşıyan herkesin emeği var o değerlerde. 

Dün Moskova önlerinde direnenler bugün Efrîn önlerinde sadece insanca yaşamak derdinde olan bir halkı, masum çocukları, yaşlıları topun, tankın, uçak bombalarının altına bırakmak için pazarlık yapıp ortak oluyor. 

Oysa “zaman” ortada ve her şeyi güzel işliyor. Zamanın bu kadar kirlettiği belleği bir başka “şose” savaşı tekrar ayağa kaldırıyor. Farklı yerlerden insanlar bir arada direniyor! Dünyanın gözleri üzerinde barbarca bir yönelime karşı direniyor. 

Kürtler “bulat” taburlara ve savaşçılara sahip olduğunu Kobanê’de, Reqa’da gösterdi. Bundan da mı ders almadınız? İnsanlık düşmanı DAİŞ belasını döven ve resmini gravürlü çelik içine sokan kimdi? Kürtler değil miydi? Bunların içine gömüldüğü resim silinemez. Bunu iyi biliyorsunuz. 

Bildiğimiz diğer şey de şu: Çekilmek yok, arkamız Efrîn! 

Efrîn’de direnenler yaptıkları büyük yürüyüş ve geliştirdikleri direniş ile “Kürdistan büyük, Efrîn küçük fakat çekileceğimiz bir yer yok. Arkamız Efrîn” demiyorlar mı? Yaklaşık 70 yıl önce yazılan destanı yeniden sahneye koymuyorlar mı? Şüphesiz… 

Moskova önlerinden, Efrîn önlerine gelişin süreci aynı zamanda bir devrimsel sürecin de hikâyesidir. Sahip çıkmanın, anlam vermenin, yaşamını yitirenlerin anısını ayakta tutmanın, mirası yaşatmanın, inancın ve umudun da anlatısıdır. Direnenlerin savaşta en iyi bellediği şeylerden biri “ihanetin” ne kadar vahşi bir şey olduğudur. Momiş-Uli onlara bunu gayet net anlatıyor. 

İhanete af yok diyor! 

Rusya en azından bunu biliyor olsa gerek. 



2460
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: