‘Futbol sadece futbol değildir’

kemalbulbul44@hotmail.com | 12 Ocak 2018 Cuma

KEMAL BÜLBÜL

İngiliz gazeteci Simon Kuper’in futbolun, sınıf farklılıkları, milliyetçilik, devlet yönetimi, etnik ayrılıklar gibi toplumsal konularla ilişkisini 22 ülkeden 600’e yakın insanla görüşerek belgelediği kitap; Amed Spor ve futbolcu Deniz Naki şahsında bir kere daha ispatlandı ki “Futbol Sadece Futbol Değildir!”. Alışılagelmiş futbol yaşamında bir futbolcu “Büyük” bir takıma transfer olmak için çabalar, futbol yaşamının rutin gereklerini yapar. Ama bizim Deniz Naki alışılagelmemiş bir futbolcu. Mesela Tv’lerin magazin programlarına konu olacağına, sosyalist, yurtsever gazetelerin manşetlerinden inmiyor. Magazin paparazzileri tarafından mankenlerle görüntülenip “Deniz bey ilişkiniz ciddi mi?” sorularıyla şımarmak varken bizim Naki elinde Che Guevera dövmesi, kolunda Azadî yazısı ve zafer işaretleriyle gündeme geliyor. Hani gol attığında tribünlere koşup esas duruş vaziyetinde asker selamı verse paparazzi spor basını bizim Deniz’den de söz eder. Ama nerdeeee…?! 

Bizim çocuk hem Deniz hem de Naki! Onca değme futbol takımı(!) varken sen git Amed Spor gibi belalı bir takımda goller at. Yetmedi zafer işareti yap! O da yetmedi AZADÎ deyip “Bölücülük yap!” Bu davranışlar “Zeki, çevik ve ahlaklı” olması gereken bir sporcuya hiç yakışıyor mu Deniz Naki?! Dahası da var! Sen git şal û şepik giy, bölücü Kürt evinde sedire otur. Elinde Che Guevera dövmesi, kolunda AZADÎ yazısı, baş yanında Deniz Gezmiş, Mazlum Doğan, Seyit Rıza posterleriyle resim çektir! Hal böyleyken tabi ki seni paparazziler takip etmez. Uzun Adem Reiz Efendi boşuna diyar-ı küffara Osmanlı Ocakları Teşkilatı ihraç etmedi! 

Deniz Naki, Dersimli bir ailenin çocuğudur. Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletindeki Düren kentinde dünyaya gelmiş. Doğduğu kentin takımlarından FC Düren 77’nin futbola başlamış. Naki 2003 yılında Bundesliga’nın önemli takımlarından Bayer Leverkusen’e transfer olmuş. 2009 yazında 250 bin Euro ile Bundesliga 2’deki St. Pauli’ye transfer olmuş.  2009-2012 yılları arasında bu takımda forma giyen futbolcu takımın vazgeçilmezi, taraftarın en sevdiği isimlerden olmuş. İlk sezonunun sonunda takımı Bundesliga’ya yükselmiş. Sonra Naki 200 bin Euro karşılığında Türkiye’deki Gençlerbirliği takımına transfer olmuş. Ben, Deniz Naki’nin adını bu takımda ırkçılar tarafından saldırıya uğradığında duydum. Kendisine ulaşmaya çalıştımsa da ulaşamadım! Amacım Deniz Naki’nin futbol yaşamını anlatmaktan öte karşı karşıya kaldığı ırkçı, faşist saldırıları ve tarihte buna benzer örnekleri ifade etmektir. Deniz Naki’nin spor yaşantısında ilginç bir etap var. Amed Spor’a gelene kadar bir forvet olarak kaç gol atmıştır bilmem ama Amed Spor’da 14 maçta 9 gol atmış. Demek ki bir sporcunun başarısında bulunduğu yerin ve o yerle duygusal olarak bağdaşmasının çok önemli etkileri var! 

Futbol sahalarında seyircilerden ve bazı sporculardan ırkçı tavır, davranış ve söylemler görmüyor değiliz. Ancak bu durum söylemden saldırıya, saldırıdan cana kast etmeye dönmüş sistematik, ırkçı politikanın sonucudur. Futbol sahalarında Amed Spora ve Deniz Naki’ye yapılan saldırılar bir “Seyirci taşkınlığı” olmayıp devlet politikasıdır. Kendisi olan, özünü ve erdemini yansıtan hiçbir şeye tahammül etmeyen sistem yaşamın her alanına ırkçılıkla kuşatırken sporu ve özellikle futbolu kendi kirli politikasını yaşatmanın aracı haline getirmiştir. Diktatörlerin sporla, futbolla olan özel ilişkisini İspanya diktatörü Franco’dan, Portekiz diktatörü Salazar’dan biliyoruz. 

Yönetmenliğini John Huston’ın yaptığı Escape to Victory (Zafere Kaçış) filmi ırkçılık, faşizm ve futbol ilişkisini görkemli bir örneğidir. Film 2. Dünya Savaşı sırasında esir müttefik askerleriyle Naziler arasında yapılan bir futbol maçını anlatır. Esir askerlerin “Anlı, Şanlı” Nazi Almanya’sını yenmesi karşısında Alman seyirciler bile sahaya inip esirleri omuzlarına alırlar. Film fantastik bir sinema kurgusu değildir. Aynı durum 9 Ağustos 1942’de Ukrayna Kiev’de Nazi işgali sonucu futbol takımlarını dağıtıp fırınlarda çalışmak zorunda kalan Start (Dinamo Kiev) futbolcularıyla Nazi takımı Flakelf arasında yaşanmıştır. Destansı bir mücadeleyle Nazileri yenen Start Takımının futbolcuları işkenceyle katledilmiştir. Cehennemde İki Devre Filmi de futbol ve faşizmi anlatır. Naziler, Komünist ve Yahudi Macarların toplama kampında futbol takımı kurmasını ve Hitler’in doğum günü için Almanlarla maç yapmalarını isterler. Macar futbolcu Onodi’nin takımı kamptan kaçmaya çalışırken yakalanır, maçtan sonra öleceklerini bilerek sahaya çıkarlar.

Türkiye’de 6-7 Eylül 1955 Barbarlığı sırasında Fenerbahçeli Yunan asıllı futbolcu Lefter’e yapılanların bundan aşağı kalır yanı yoktur. Lefter yaşamını konu alan belgesel çekimlerinde bu olay söz konusu olunca Nebil Özgentürk’e “Şu kamerayı kapat hele evlat” demiş. Kameranın kapalı olduğundan emin olunca da kulağına eğilip, “Babama da çok çektirdiler. O, yoksulluğu sayesinde sürgüne gitmekten kurtuldu, ama bütün akrabalarım Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı” diyor. 87 yaşındaki Lefter olaydan 70 yıl sonra bile kamera karşısında konuşmaya çekinmektedir. Metin Oktay’ın TİP’e üye olduğu, Denizlerin idamını engellemek için imza topladığı futbol sahalarında görülen ender örneklerden biridir. Sivaslı bir Alevi olan, ailesi kapıcılık yapan Beşiktaş’ın eski futbolcusu şimdiki teknik direktör Rıza Çalımbay için bir grup tribün magandasının “Bir şişe süt iki ekmek!” diye pankart açtığı da vakidir. Kanun Hükmünde Faşizmin ipten kazıktan koptuğu bu dönemde Deniz Naki gibi yeşil sahalarda ender görülen futbolcuya ve Amed Spor gibi futboldan çok fazlası olan bir takıma sahip çıkmak gerek!



847
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: