Saray’ın yeni laboratuarı Elazığ Cezaevi

11 Ocak 2018 Perşembe

ARZU DEMİR

Elazığ Cezaevi, AKP/Saray rejiminin faşist uygulamalarının önemli bir merkezi haline geldi. Hücre baskınlarından disiplin cezalarına kadar özel bir politikanın devreye sokulduğu uygulanan sansüre rağmen dışarıya ulaşan haberlerden anlaşılıyor. T Tipi Cezaevi’nde kadın tutsaklar iki aşkın süredir açlık grevinde.

Kadın tutsaklar, yakalarına üzerinde “terör hükümlüsü” ya da “terör tutuklusu” yazılı kimlik kartlarını takmaya zorlanıyor. Daha önce de Adana Karataş Cezaevi ile Bursa Yenişehir Cezaevi’nde aynı uygulama hayata geçirilmek istenmişti. Yakaya kart takma zorunluluğu da kimliksizleştirme ve tek tipleştirme saldırısının araçlarından biri. Alman faşistlerinin Yahudilerin yakasına sarı Davut yıldızı takmasını hatırlatıyor. Bir faşizm uygulaması. İnsanı fişliyor. Bunun da ötesinde insanın yerine bir işaret, bir rakam koyuyor. Cezaevinde ise politik kimliklerden birer sayı ve “terör” sıfatı haline gelmiş “bir şey” yaratmak istiyor. Devrimci tutsakları, olmadıkları bir tanıma, “terör” tanımına da oturtmayı amaçlıyor. Böyle bir dayatmayı kabul etmeyen kadın tutsaklar, 1 Kasım’dan bu yana açlık grevinde. 

Elazığ Cezaevi’nde söz konusu “terör kimliği” uygulamasını hayata geçirmek için tutsaklar üzerindeki baskı da her geçen gün artırıldı. Örneğin, gardiyanlar tarafından sık sık hücrelere “arama” adı altında baskınlar yapıldı. Bu baskınlar sırasında hücreler darmadağın edildi, tutsaklara şiddet uygulandı. Saldırılardan biri Suruç gazisi İlke Başak Baydar’ın kan kusması ile sonuçlandı. “Bir tutsak işkence nedeniyle kan kustu.” Gerçekten insanın canını yakan bir cümle ve bir 12 Eylül darbe manzarası gibi. Bu salganlık ve düşmanlık Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ni hatırlatmıyor mu size?

Kadın tutsakların geri adım atmaması ve açlık grevi direnişini devam ettirmesi üzerine, Saray rejimi bu kez çareyi tutsakları farklı cezaevlerine sürgün etmekte aradı. 10 kadın tutsak, avukatlarına ve ailelerine bile haber verilmeden apar topar sürgün edildi.

Açlık grevindeki kadın tutsaklardan İlke Başak Baydar’ın sürgün edildiği cezaevi Hilvan T 2 Tipi Cezaevi oldu. Söz konusu cezaevi kompleksi içinde Suruç katliamı davası görülüyor. İlke’nin sürgününün bu cezaevine yapılması tesadüf olmasa gerek. Davanın hayatta ve Türkiye’de olan -yani yargılanma koşulları bulunan- sanığı olan Yakup Şahin, Hilvan’da görülen duruşmaya aile ve avukatların tüm taleplerine rağmen “güvenlik” gerekçesiyle getirilmedi. Şimdi aynı yere, katliam tanığı İlke’yi sürgün ettiler. 

İlke, 20 Temmuz 2015 tarihinde gerçekleşen katliamda 33 yoldaşını kaybetti. Katliamdan, şans eseri yaralı olarak kurtuldu. Kaybettiği yoldaşlarının yasını bile tutamadan aynı yılın Aralık ayında gözaltına alındı. Aralarında Gezi direnişi ve Suruç gazisi Çağdaş Küçükbattal’ın da olduğu sosyalistler, kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine tutuklanmaktan kurtuldu. Ancak devletin Suruç gazilerine yönelik tehditleri son bulmadı. Saray rejimi, Suruç gazilerine yönelik bir intikam operasyonuna girişti. Adeta DAİŞ çetelerinin Suruç’ta tamamlayamadığı “işi” bitirmek ister gibi Suruç gazileri, polisin, her siyasi operasyonunun hedefi oldu. İlke, 2016 yılının Temmuz ayında Dersim’de ev baskını sırasında, özel harekat polislerinin yoğun saldırısına maruz kaldı. Ölüm ve tecavüzle tehdit edildi.

En son başkanlık referandumundan kısa bir süre önce de Nisan’da Dersim’de gözaltına alınarak tutuklandı ve Saray faşizminin laboratuarı Elazığ Cezaevi’nde hapsedildi. 

Tüm cezaevlerinde siyasi tutsaklar yeni bir saldırı rejimi ile karşı karşıya: Tek tip kıyafet saldırısı. Bazı cezaevlerinden kimi kıyafetlerin tutsaklara verilmediği yönünde tek tük haberler gelmeye başladı. Bu işaretler, tek tip rejiminin yakınlığına işaret ediyor. Elazığ Cezaevi gibi gözlerden ırak cezaevlerinden uygulamaya başlamak isteyebilirler. Siyasi tutsaklar bu konuda teyakkuzda. Ancak mesele, daha önceki zindan direnişlerinde olduğu gibi, “dışarı”sının Saray rejimi ile yeni bir irade çarpışmasına hazırlık düzeyi. Unutmayalım ki, tek tip elbise saldırısından hiçbir demokratik yapı ya da birey azade olmayacak. Bu elbise, bir deli gömleği gibi herkese giydirilmek isteniyor.   




538
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: