Sen çukurdan çıkarsın ama…

guleryildiz@gmail.com | 10 Ocak 2018 Çarşamba

GÜLER YILDIZ

Sen çukurdan kaçarsın, çukur senden kaçmaz”… Birkaç bölümünü izleyebildiğim Türk dizisinde Türkiye tüm anlamları ile bir çukurdu işte. Çukur dizide bir mahallenin adı gibi dursa da, ülkeyi bir bütün olarak yorumlayan metafor aslında. Her geçen gün derinleşen, bulanıklaşan ve sistemin ne menem bir bataklığa evrildiğini fazla sanata gömülmeden anlatabilen…

Film İstanbul’un bir mahallesine odaklanıyor. O mahallede hâkim olan mafyanın kılcallarını anlatıyor. Arada bir ‘mafyanın da ahlakı var, mafyayız ama etik denen bir şey de var canım’, babında attırmaların da olduğu film, Kürt İdris namıyla yürüyen, gerçekten de İstanbul’da yaşamış ve “Çukur bizim evimiz, İdris bizim babamız” denilen bir yerde Türkiye olarak duruyor…

Görüyorsunuz olmadık zamanların “baba”ları ne yapıp edip çıkıyor karşımıza… Hep koruyan, kollayan, gözeten, gerekirse ölümü göz alan… Baba olma hali, devlet olma halinden farklı değil, anlıyorsunuz.

Kürt İdris, 1970’lerde istanbul’a gelen, arazi mafyası, çek-senet işleri ile kendine afili çevre yapan bir karakter. İdris amca civaoksit bile kaçırmış, ama uyuşturucu, kadın ticaretine zinhar bulaşmamış! Türkmafyası.net adlı sitede şöyle bir künye kazınmış:

“Ünlü mafya babalarından Dündar Kılıç ile sıkı bir dost oldukları bilinirdi. Bir süre sonra kendi mafya grubunu kurmaya karar vermişti.

1990 yılından sonra işlediği suçlarla adını mafya dünyasına iyice duyuran ”Kürt İdris, güvenlik güçleri tarafından da takip edilmeye başlandı. Kendisi yeraltı kariyerine, hazine arazilerini parselleyip satmaktan, çek – senet tahsilatı yapmaktan, kasten adam yaralamadan, adam kaçırma ve tehditten, ayrıca uluslararası civaoksit kaçakçılığı gibi cezası yüksek tehlikeli işlerle uğraşmıştır.

İdris Özbir, İstanbul DGM’de görülen davada diğer sanıklarla birlikte yıldırma ve korkutma gücünü kullanarak çek – senet tahsilatı ile arazi ihtilaflarında aracılık yapmakla suçlanıyordu. 8 ay kadar cezaevinde yatan Özbir, 10 Nisan 2001 tarihinde suçsuz olduğu kesinleşince serbest bırakılmıştı.

Kendisi mafya babalığını faal olarak devam ettirirken işlediği suçlardan dolayı tam 10 kez idam cezasıyla karşı karşıya gelmiştir.”

90’lı yılların gazeteciliğini enteresan kılan işlerden biri mafiya babaları/anneleri/ dayı/yeğen/ çocuklarıyla yaptıkları özel röportajlardı. Türkiye siyasi ve toplumsal yaşamına dair enfes ipuçları biriktirebileceğiniz röportajlar… Adında cumhuriyet olan bir ülkede aslında kaç babanın kendi parsel cumhuriyeti kurduğunun yasal değil ama bir tür yasaların da zaaflarından yararlanarak normalleştirildiğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Kürt İdris de şöyle bir şey demiş gazetecilere: "Mustafa Kemal’e, İsmet Paşa’ya, Kenan Evren’e ‘baba’ diyen bu millet bana da baba demiştir, sağ olsun.”

İbrahim Tatlıses’i inşaatlardan alıp sahneye taşıyanın da o olduğu söylenir. Bülent Ersoy ile de ilginç bir anısı var mesela:

 “Bülent Ersoy yiğittir. Eski zamanlarda Başkent Gazinosu’nda eğleniyoruz, yanımda iki profesör, üç milletvekili vardı. Polis mekana baskın yaptı. Bülent Ersoy yanıma gelip; "Silahınız varsa verin saklayayım" dedi. Çok duygulandım, meftun oldum ona. Olsa da sana vermem deyip teşekkür ettim."

Evlilik programları yapan Esra Erol da Kürt İdris’in gelini:

"Kayınpederimin araba galerisi varmış. Bir de kumarhanesi. Zaten bu yüzden yasadışı işler yaptığına inanılmış. Oysa çok iyi bir babaymış. İlkokul mezunuymuş ama hayat üniversitesini bitirmiş. Çocuklarını da çok iyi yetiştirmiş. Ali, babasından utanmak bir yana, onunla gurur duyar. Hep “Babam mafya değil, kabadayı idi” der. Kendisine de o gözle bakanlara ise kızar.”

Filmde de Yamaç rock müzikle ilgilenmiş, kendi halinde bir elemanken, babanın koltuğuna oturan efsane bir mafya oluyor. Sanırım Ali…

Ortalık bacak kıran, kodu mu oturtan türü sismik olarak bünyeye zarar “baba”larla dolmuşken, sessiz sedasız bir yerlerde hikayesi anlatılan, ahlaki duruşu olan bir adama yakından bakmak gerekirdi.

Baktık…

Ve çıktık…



775
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: