KCK’nin MİT açıklamalarının analizi...

10 Ocak 2018 Çarşamba

BAKİ GÜL

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, 2017 yılının ağustos ayında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar en stratejik olan kurumu olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yöneticilerine yönelik operasyonun detayları yayınlanıyor. Türk basını, devleti, MİT sessizliğini koruyor. Özgür basın, sosyal medya da ise kıyamet gibi haberler yayınlanıyor. Peki Türk medyası, devleti ve MİT neden sessiz? “Susmak onaylamaktır” sözünün doğruluğunu hatırda tutarak söyleyelim. 

Sorun sadece HPG gerillalarının ele geçirdiği 2 üst düzey MİT yetkilisi değil. Bu MİT yöneticileri Türk devletinin kuruluşundan bugüne varını yoğunu ortaya koyarak ezmek istediği Kürtler üzerine çalışan, uzman ve yöneticiler. Yani “Kürtçülük” faaliyetlerini takip etme ve stratejik olarak “söndürme” hareketi yürütüyorlar. Koçgiri’den Şeyh Sait’e, Ağrı’dan PKK isyanına kadar kesintisiz devam eden bir bölüm. Devlet için varoluşsal, MİT için stratejik bir çalışma alanı. Bugünkü isimlendirilmesiyle Etnik Bölücü Faaliyetler Dairesi. Yakalanan MİT’çilerden biri bu masanın başındaki tepe yöneticilerden. Yani Türk devletinin bütün ekonomik, siyasi, askeri, sosyal politikalarını, diplomatik ilişkilerini, askeri ittifaklarını seferber ederek çökertmek istedikleri PKK üzerine çalışan bölümün başındaki kişi. İkincisi ise MİT’in insan kaynakları masasının en yetkilisi. MİT’e sıradan elaman sağlayan bir bölüm değil. MİT’in önemli operasyonları için “insan kaynağı” bulan, bunları operasyonda “tetikçi” “katliamcı”, “komplocu” ilişkiler bulan, bunları örgütleyen bölümün başındaki kişi. 

İki MİT yöneticisinin HPG tarafından tutuklandığının Ağustos 2017’de açığa çıkması ile Kürdistan, Türkiye ve uluslararası medyada adeta “deprem” yaşanmıştı. Yani bu isimler önemliydi. Hem de çok önemli. Bunu iki temel noktadan anlıyoruz. Birincisi Türk devletinin bakanları, MİT müsteşarı araya koyduğu aracılara “Bunlar benim hafızam, bizim için çok çok önemli. Ne yapıp edip bunları PKK’nin elinden almalısınız!” demiş. Açıklamalardan, ortaya çıkan bilgilerden de bu anlaşılıyor. 

İkinci temel nokta ise MİT’in bir iç yazışmasının belgesidir. Bu belge 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen Sakine Cansız’a yönelik MİT operasyonu belgesi. Bu belge bu MİT yöneticileri tarafından doğrulanıyor. 18 Kasım 2012 tarihli belgede Türk istihbarat teşkilatı MİT yöneticileri Etnik Bölücü Faaliyetler Dairesi’nin temel isimleri yer alıyordu: Şube Müdürü O. YÜRET, Daire Başkanı U. K. AYIK, Başkan Yardımcı Vekili S. ASAL, Başkan H. ÖZCAN. Bu isimlerin de aralarında olduğu MİT’çiler katil Ömer Güney’e Paris’teki ve Avrupa’daki suikastler için yol göstermişlerdi. Ve bu isimler Paris Katliamı’ndan sonra da MİT içindeki görevlerinde terfi ettirilmişler. Hem de Tayyip Erdoğan’ın özel isteği ile. Yani KCK’nin açıkladığı bu iki MİT yöneticisi, eğer ki suikastleri ya da planladıkları operasyonları gerçekleştirmiş olsaydılar, TC için tarihi kahraman olacak, Tayyip Erdoğan da onları sarayında madalyalara boğacaktı. 

Hatırlarsanız, Tayyip Erdoğan ile soysuz İçişleri Bakanı Süleyman’ın “2017’de PKK’nin esamesi okunmayacak” sözleri de bu operasyonlardan beklentilerini ifade ediyordu. Ama durum TC’nin planladığı gibi olmadı. Bu operasyonun yürütücüleri ve sorumluları HPG tarafından yakalandı. Ve görünen o ki konuştular, önemli itiraflarda bulundular. Çok sayıda MİT’çi de bu operasyon genişletilerek yakalanmış. PKK’nin elinde çok sayıda bilgi ve belge bulunuyor. Bu nedenle de TC, MİT ve medyası meseleyi görmezden geliyor. 

KCK’nin MİT açıklamaları ile ilgili diğer önemli bir nokta ise, “Çözüm süreci, müzakereler, çatışmasızlık, ateşkes” vb süreçlerde Türk devletinin bu süreçlere yüklediği anlam ile ilgili. Bu türden süreçler yaşandığında ve bittiğinde Türkiye’de ve uluslararası alanda tatlı su liberalleri, çözüm çabasında olduğunu söyleyen bazı kesimler sürekli olarak, “PKK’nin süreci bozmak istediği” yönünde yorumlarda ve telkinlerde bulunarak bir algı operasyonu yürütürlerdi. Oysa Türk devletinin İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmeler yürütürken de, Oslo’da PKK yöneticileri ile konuşurlarken de asıl olarak planladıklarının Kürtleri ezme ve PKK’yi yok etmek olduğu görülüyor. Yani PKK ve Önderliği çözümü, barışı, demokratikleşmeyi esas alan bir yaklaşım gösterirken devlet savaşı derinleştirecek planlar peşindeymiş. Bunu da Paris Katliamı’nı planlayan MİT yöneticisi Sebahattin Asal’ın aynı zamanda İmralı’daki devlet heyeti içinde yer almasından anlıyoruz. Bu mantığın Türk devletinin tarihsel bir mantığı olduğunu da belgeler teyit ediyor. Yani, Türk devleti İttihat ve Terakki’den bu yana Teşkilat-ı Mahsusa’dan MİT’e uzanan stratejik kurumlarında halkların birarada barış içinde yaşamasına değil de soykırım politikalarına yoğunlaştığı görülüyor. Bütün strateji ve taktikleri de bunu doğruluyor. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın oraya buraya koşup bağırıp çağırmasının da bu soykırım ihalesini alıp da başaramayan birinin psikolojisi olduğunu herkes daha iyi görebilir. 



2290
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: