Erdoğan'ı alt etmenin yolu

09 Ocak 2018 Salı

SİNAN CUDİ

Erdoğan'ın şu anda ihtiyacı olan tek şey tabanını bir arada tutmak. 2019 seçimlerini kazanabilmesi, uzun süredir propagandasını yürüttüğü 2023 hedeflerine ulaşabilmesi ve iktidarıyla mücadeledeki tek kale pozisyonundaki Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı başarı elde edebilmesi için bunu başarmak zorunda.

Önceki yılları sahte açılım ve oyalama taktikleriyle kazanabilen faşist AKP diktası önümüzdeki yılları ise ırkçı, cihadist ve gerici paramiliter yobaz kitleyle kazanmak zorunda olduğunun bilincinde.

AKP iktidarının hedefi oyalama olsa dahi, yaratılan ortamda demokratik cephe adına birçok kalıcı kazanım elde edilebilirdi. Fakat radikal demokrasi mücadelesinin güçlü ve sonuç alıcı bir şekilde yürütülememesi bu cepheyi zayıf kıldı. 2013 ve 2014 yıllarında yükselen legal toplumsal örgütlenmelerin elde ettiği 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını yanlış yorumlayan ve gelen savaş dalgasını göremeyen muhalefetin bugünlerdeki durumu ise kelimenin tam anlamıyla içler acısı.

Temel gündemini 2019 seçiminde Erdoğan'ı 'alt etmek' üzerine kuran sözde muhalefetin göz kırptığı diğer alternatif ise dış güçlerin müdahalesi. Uluslararası alandan gelen en ufak Erdoğan eleştirisine (!) büyük nimet gibi sarılmalarının nedeni de bu.

Ama kuşandıkları her iki silahın da aslında düşman addettikleri Erdoğan'ı ayakta tutan argümanlar olduğundan bihaberler.

İlk olarak seçimle bir yere varılamayacağı gün gibi ortada. 

Faşizmin seçimi kaybetmemek için her türlü hile, zor ve şiddeti uygulayacağını gayet iyi biliyoruz. 1 Kasım 2015 seçim sürecinde ve 16 Nisan 2017 referandumunda AKP faşizminin yürüttüğü pratik sanırım birçok şey anlatıyordur. Ayrıca en ufak demokratik talepte bile ortaklaşmayan, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın'cı muhalefetin Erdoğan'ı zorlayabilecek bir aday bulması bile çok zor.

Göz kırpılan dış müdahale beklentisinin de birçok açıdan sakat olduğu aşikar. Çünkü zaten Erdoğan'ın tabanını bir arada tutan şey başarıyla şişirilen “dış tehdit” algısı.

İnci Özkan Kerestecioğlu ve Güven Gürkan Öztan'ın derlediği “Türk Sağı: Mitler, Fetişler, Düşman İmgeleri” isimli kitapta bu algının işlevine ilişkin şöyle bir tespit var;

“Sağın farklı düşman imgelerine karşı geliştirdiği söylem, düşünsel ve pratik anlamda birliğin sağlanması ve kollektif eylem bilincinin oluşumu bakımından belirleyici öneme sahip olagelmiştir. Burada “biz”i biz yapan (...) dış düşmanın birlik olmak ve bu birliği devam ettirebilmek hususunda yüklendiği olumlu işlevdir. Grup içerisinde birlik ancak bu birliği bozacağına inanılan bir düşman tahayyülü ile gerçekleşir.”

Yani, AKP karşıtı muhalefetin Erdoğan'ı alaşağı eder diye umutla baktığı ABD'deki Zarrab ve Hakan Atilla davası, Papaz Brunson, elçilik çalışanları krizleri, Hollanda-Norveç-Almanya-Belçika ile yaşanan casus imamlar, yabancı gazeteciler ve insan hakları savunucuları krizleri, NATO ve ABD ile yaşanan S400 krizi vb tüm dış kaynaklı krizler aslında Erdoğan'ın tabanını bir arada tutabilmek için büyüttüğü “dış düşman” algısına hizmet eden olaylar. 

 Trump iktidarıyla birlikte ABD ile AB ülkeleri arasında yaşanan güç savaşının devreye girmesiyle AKP iktidarı, Türkiye'nin jeostratejik konumunu tekrardan masaya sürme gibi bir avantajı da elde etmiş bulunuyor. İran ve Rusya ile ortak çıkarlara dayalı ittifaklarını, yine kriz olarak sunulan bu devletler arası çıkar pazarlıklarının, karşılıklı tavizlerle hal yoluna girmeye başladığı da söylenebilir.

Son Fransa ve Almanya görüşmelerinin bu minvalde geliştiğini belirtmek yanlış olmayacaktır.

Nitekim Fransa dönüşü Erdoğan'ın bir kabadayı, adeta bir sokak serserisi ağzıyla “Vurduk mu oturturuz” diyerek gözdağı vermeye çalışması Kürt karşıtlığı üzerinden bazı tavizler elde ettiğinin de açık ilanı oluyor. 

Zaten Fransa'nın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'in katledildiği 9 Ocak arefesinde Erdoğan'ı davet etmesi, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu'nu evinde ağırlayarak 'türk çayı' ikram etmesi AB ülkelerinin AKP iktidarına yaklaşımındaki değişikliğin de bir göstergesi.

Son yıllarda yürüttüğü başarısız politikalarla yalnızlaşan AKP'nin elde ettiği bu tavizlerle tek muhalefet ve direniş kalesi pozisyonunda bulunan Kürt Özgürlük Hareketi'ne daha fazla yöneleceği oldukça açık. 

O nedenle Türkiye'deki demokrasi yanlısı muhalefet eğer geleceği kazanmak ve Erdoğan diktasını alt etmek istiyorsa, Kürt Özgürlük Hareketi'yle ilişki ve ittifaklarını tazelemek, gerçek radikal demokrasi mücadelesine giriş yapmak zorundadır. 



1318
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: