HPG’nin MİT operasyonu Fransa’nın da başını ağrıtır mı?

08 Ocak 2018 Pazartesi

FERDA ÇETİN

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, 14 Mart 2015 günü, Cumhuriyet muhabiri Ahmet Şık’la bir röportaj yapmıştı. Bu röportajda Bayık, MİT Daire Başkanı Hakan Fidan’ın Paris cinayetlerini MİT’teki bir gurubun yaptığını itiraf ettiğini belirtmişti. Bayık, Ömer Güney’in tek başına hareket eden bir tetikçi olmadığını; bu cinayetin Hakan Fidan’ın bilgisi ve uluslararası güçlerin desteği ile gerçekleşmiş olabileceğini sölemişti.

Cemil Bayık, Erhan Pekçetin ve Aydın Günel isimli MİT daire başkanlarının yakalanmasından sonra, daha net ve kesin konuşmaktadır: “Paris cinayetlerinin emrini Tayyip Erdoğan vermiş, Hakan Fidan da uygulamaya koymuştur.”

Öyle anlaşılıyor ki yakalanan MİT daire başkanları, Paris cinayetleri de dahil, ifadelerinde birçok bilgi vermişlerdir. KCK yetkilileri, bu bilgileri kamuoyu ile paylaşacaklarını belirtmişlerdir. Bu bilgiler içinde, Fransız istihbaratı ve mahkemelerinin üzerini örttüğü Ömer Güney – MİT ilişkisi çok büyük bir önem taşımaktadır. 

KCK açıklamasını bekleyeduralım…

Paris cinayetleri davasına bakan mahkeme, Türk kurumlarının kendileri ile bilgi paylaşmaması nedeniyle davanın kitlendiğinden bahsetmektedir. Oysa dava dosyasında, Ömer Güney – MİT ilişkisini ortaya koyan fazlasıyla bilgi ve belge vardır. Davanın esasını etkileyecek bu bilgi ve belgeler Türkiye’de değil, Fransız makamlarının ellerindedir. İşin gerçeği şu ki Fransız istihbaratı ve mahkeme, eldeki bilgilerin Türk devleti ile diplomatik krize yol açabilecek nitelikte olduğunu çok iyi bilmektedir.

Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez cinayeti davasında, Fransız istihbaratı ve Fransız mahkemesi olayın başlangıcından davanın sonuna kadar, açık olanı karmaşık, bilineni anlaşılmaz kılma faaliyeti yürütmüştür. Şöyle ki;

28 Temmuz 2012 tarihinde, Kürt gençlerinin yaptığı Eyfel Kulesi işgal eylemine Ömer Güney de katılmış; eylemi yapan gençlerle birlikte gözaltına alınmış, kimlik tespiti ve ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Öncesini bilmesek de bu tarihten sonra Ömer Güney, Fransa polis kayıtlarına ve istihbarat radarına girmiştir.

Avrupa Kürt derneklerinin gençlik komisyonları Hollanda’nın Zeeland bölgesinde bir haftalık bir kamp düzenlediler. Fransa, Almanya, İtalya, Belçika ve Hollanda polisinin bilgisi dahilinde, 3 Aralık 2012 günü kamp, helikopterlerden indirilen özel timlerce basıldı. Ömer Güney’in de içinde bulunduğu kamptaki gençlerin tümü gözaltına alındı, bir kısmının ifadesi alınarak serbest bırakılırken, bir kısmı tutuklandı. Ömer Güney de ikinci kez polis ve istihbarat kayıtlarına geçmiş oldu.

Fransa Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSE), Fransa’nın dış istihbarat teşkilatıdır. İç istihbaratla da İç Güvenlik Genel Müdürlüğü(DGSI) ilgilenmektedir. Fransız istihbaratının dünyanın en etkili örgütlerinden biri olduğu bir gerçektir. Le Monde Gazetesi 2013 yılında hazırladığı bir haberde, Fransa istihbaratının geliştirdiği fiber optik sistemlerle tüm toplumu kontrol altına aldığını belirtmiştir. Bu devasa kontrol mekanizması ile, Fransa ve Fransa dışındaki telefon ve bilgisayar iletişimleri, elektronik postalar, telefon konuşma ve mesajları, facebook ve twitter paylaşımları, yasalara aykırı bir şekilde dinlenmekte; bu verilerin güvenlik kurumları ve diğer istihbarat örgütleriyle paylaşıldığı belirtilmektedir. 

Bu kadar güçlü bir istihbarata, güçlü ve gelişkin tekniğe sahip Fransız istihbaratı, sıradan vatandaşlarını dahi dinlemeye ve izlemeye almışken, nasıl oluyor da daha evvel iki kez gözaltına alınmış Ömer Güney’in telefonlarını dinlemiyor, kayıt altına alamıyor?

Davayı soruşturmakla görevli savcılar Laurence Levert, Jeanne Duye ve Christophe Teisser’in istinabe yazısı ile Türk makamlarından talep ettikleri adli yardım konularının tamamı, Fransız istihbaratının takip ettiği ve kayıt altına aldığı konulardır. Şöyle ki;

Fransız istihbaratı Ömer Güney’in 11 Aralık 2012 tarihine kadar, 33 658 46 6220 no.lu telefonu kullandığını, bu hattan 13 ayrı Türkiye numarasını aradığını tespit etmiş, bu bilgileri mahkeme dosyasına koymuştur. Fransız mahkemesi, Ömer Güney’e ait bu telefonla, Türkiye’de konuştuğu kişileri ve bu kişilerle yaptığı konuşmanın dökümünü Türk makamlarından talep etmiştir. Fransa’da kayıtlı ve Fransız satelitleri üzerinden yapılan konuşmanın kayıtları ve konuşma dökümü Türkiye’de değil Fransa’dadır. Türkiye’den istenmesinin makul ve mantıklı hiçbir yanı yoktur.

Ömer Güney’in Fransa’da kullandığı ikinci telefon 33 669 64 75 91 no.lu telefondur. Güney, bu numaradan sadece tek bir kişi ile, 90 538 275 63 02 no.lu telefonun sahibi ile görüşmüştür. Fransız istihbaratı bu bilgiye ulaştığı halde, Fransa’da kayıtlı ve Fransa telekomünikasyon sistemi üzerinden yapılan konuşmaya ait kayıt ve bilgileri Türk makamlarından istemiştir. Fransız istihbaratı ve mahkemesi, Fransa’daki bilgileri neden ve hangi mantıkla Türkiye’den talep etmektedir?

Fransız istihbaratı, Ömer Güney’le irtibat içinde olan ve 30 Ağustos 2012 tarihi ile 20 Ocak 2013 tarihleri arasında Fransa toprakları içinde bulunan 90 533 163 79 55 no.lu telefonu da tespit etmiştir. Ancak bu kişinin kimlik bilgileri ile 4.5 ay Fransa’da yaptığı görüşmelerin dökümünü de Türkiye’den talep etmiştir. Oysa bu konuşma kayıtları Fransa’dadır.

ABD ve Rusya dahil 40 ayrı ülkeyi dinleyebilen, dünyanın en gelişkin teknik donanımına sahip Fransız Dış istihbarat örgütü(DGSE) ile Fransa iç istihbarat örgütü(DGSI)’nün, mahkeme dosyasına sunduğu bilgi ve belgelerden Ömer Güney’i takip ettikleri anlaşılmaktadır. Bu takip sonucunda Güney’in Türkiye, Almanya ve Fransa’da kimlerle ve ne konuştuğu bilgisine de ulaşılmıştır. Bu bilgiler Fransız istihbaratının elindedir. 

Fransız istihbaratı ve Paris mahkemesi, kendi ellerindeki bilgi ve belgeleri Türkiye’den isteyerek mahkeme dosyasına girmesini engellemekte; böylece Türkiye ile doğabilecek diplomatik bir krizi engellemektedir.

HPG’nin elindeki tutsak MİT elemanlarının ifadeleri, Paris cinayeti davasını yeniden gündemleştirebileceği gibi, Fransa -Türkiye ilişkilerinde diplomatik bir krize de yol açabilir. Tayyip Erdoğan-Macron görüşmesi bu olasılığa karşı, bir ön tedbir ziyareti olarak değerlendirilebilir.

Ayrıca, Türkiye-Fransa ilişkilerindeki kirli ve karanlık sayfaları kapatmak için, Macron tarafından Fransa Dış İstihbarat Teşkilatı(DGSE)’nın başına getirilen eski Türkiye Büyükelçisi Bernard Emie ile, MİT’in eski Dış Operasyonlar Daire Başkanı ve şimdiki Paris Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa uyumlu bir ikili olabilir.



3010
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: