Utanç, acı ve yalnızlık

guleryildiz@gmail.com | 06 Aralık 2017 Çarşamba

GÜLER YILDIZ

Türkiye sinemalarında ne var bu arada, bilemiyorum. Ama dünya sinemaları bir belgesele evsahipliği yapıyor; Meksikalı sanatçı Chavela Vargas'ın hayatı film gibi belgeselle beyaz ekrana taşındı.

Chavela'yı izlemek için gittiğim sinemadaki hayran kitlesi şaşırtıcıydı; ağırlıklı kadın izleyiciler ve yaş grubu 70 ve üstü! Ve bir konsere, operaya gider gibi giyinmiş, tütü etekler, dantelli gömlekler ve özenle yapılmış saçlar... Kürkle, yaşına denk gelmese de eski günlerden kalma güzel zamanlar için saklanan topuklu ayakkabılar ve sinemanın merdivenlerine yaslana yaslana çıkılan bir kat... Saat de oldukça geç...

Ah bunca insanı toplayıp buraya getiren güç 2012 yılında sessizce çekip giden ve hayatının son 20 yılını eksiksiz sahnede geçiren Chavela'nın sesinin büyüsü müydü sadece?

Belgeseli izledikçe sadece ses, şarkılar, sahne performansı değil; ömürlerinin son demlerinde yaslandıkları trabzanlardan kaygıyla çıkan bu kadın ve erkekleri çeken şey, Chavela'nın hayatıydı... anlıyorduk.

Belki yaşadığı dönemde "utanç" kelimesi sıklıkla hatırlatıldı ona, kim bilir. Ama aldırış etmemiş gibi görünüyor.

Chavela Vargas bir lezbiyendi. 1930'ların dünyasında, bir ailenin toplumla saklambaç oynadığı bir "kusur". Ailesi gerçekten de saklamış durmuş Chavela'yı. Hatta dayısı gillere bile yollamış, gözden ırak olsun diye... Harika bir genç kadın ama "farklı" işte... Yine de o yıllardan, sanatçılığından önce çokça fotoğraf biriktirmiş... Dalgalı saçlar, güçlü bakabilen gözler ve her kareye damga vuran bir uzun yalnızlık... Ailesi "utanç" duysa da, ölene kadar söz edeceği yalnızlıkları biriktirmekle meşgul gözlerle bakıyor siyah beyaz...

Soledad şarkısını söylerken niye sesinin kuyu olduğunu iyi anlatır bize.

Kaybolup gidebilirdi, ama magazini yıllarca besleyecek aşklar yaşadı, unutulmasını engelleyecek... Ve sevgilileri, uzun sürenler en azından, belgeselde herkes kendi hikayesini anlatırken, yan tarafta akan Chavela Vargas, yüzlerce yıl önceden çıkıp gelen bir hayalete benziyordu... 

İspanyol yönetmen, Pablo Almodovar, 20 yıl önce o peşine düştü Chavela'nın. Aradı, buldu ve İspanya'ya getirtti... Sonrası artık evlerimizde sesini yükseltip, yalnızlığına ortak olduğumuz Chavela... 

Belgeselde iki kelime var yalnızca: Utanç ve yalnızlık...

İkisi de insanlığın varlığı ile aynı yaşta...

Sapiens bu duyguyu nasıl yaşadı bilemiyoruz, kaydı yok. Ama tarihin hayatı not düştüğü andan itibaren tüm ölüm ve doğumların kalın iki çizgisinin ortasındayız: Ayaklarımız yalnızlığa, başımız utanca değiyor her yolculukta...

Şimdi yalnızlık ve utancın yanına "acı"yı da eklemeliyiz. Her dönem üçünün yakıcı ve yıkıcı birlikteliği olmuştur. Bu dönem bize ait ve üçünü çok uzun zamandır kolkola aynı yolda koştururken görüyoruz. O yol, bizim hayatımız, belleğimiz ve vicdanımız oysa...

Zulüm sahipleri arttıkça kendimizden utancımız, yaşatılan acının karşılıksızlığından dolayı kocamanlaştı ve bizi yutan bir kuyuya dönüştü. Zulmün evinde, iki oda bir salon şeklinde, utanç, yalnızlık ve sonsuz acıyla kıvranıp gidiyoruz neticede... Miray ile Taybet, Sisi ile Gazel'in kızı Arjîn arasında binlerce acı utancın koluna girip gelip hayatımızı ıssızlaştırmış... Bizi kendime yabancılaştırmış, adımlarımızı ve adlarımızı yalnızlaştırmış...

Tersi olsaydı eğer hayatın bir cevabı olurdu mutlaka...

Son söz Erdoğan Özmen'in:

"Acının ve utancın başka türlü tarif edildiği bir çağ bu. Acının ve utancın usullerinin değiştirildiği bir çağ. Bizi utanca boğan zulüm sahipleri çok kudretliler çünkü. Sadece gücün ve iktidarın sözü geçerli artık. Altında insanlığın silindiği, kaybolduğu söz."  



457
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: