Rezillik yazmaktan bıktım artık

04 Aralık 2017 Pazartesi

AHMET NESİN

Şöyle bir geçmiş yazılarıma bakıyorum da, rezillik yazmaktan başka ne yapmışım diye dertlendim kendi kendime… Oysa ben bir siyaset yazarıyım ya da en azından kendimi öyle sanıyorum. Sadece ben mi rezillik yazıyorum, okuduğum herkes de rezillik yazıyor. Önceki akşam oturdum, derin derin düşünüyorum, nasıl bir haldeysem eşim Hilal kuşkulu gözlerle bana baktı ve “Neyin var Ahmet, iyi görünmüyorsun” dedi. Önce ne yanıt vereceğimi bilemedim, o gün evliliğimizin dördüncü yılıydı ve benim mutlu ifadeler takınmam gerekirdi. Gerekirdi derken poz anlamında demiyorum, öyle olmam gerekiyordu. Siz de hemen yanlış anlamayın, evliliğimden mutluyum ama yaşam tek başına bununla bitmiyor ki, onunla beraber yaptığı işten de mutlu olmalı insan, belki bu felsefecilerin işidir ama bence mutluluk bir bütün olmalı diye düşünüyorum.

Şunu da söylemeden edemeyeceğim, Hilal benim iyi bir gazeteci olduğuma inanır. Haksız da sayılmaz, hem haftada 1 gün de yazsam Yeni Özgür Politika’daki arkadaşlarımla, hem de ARTI TV ve Artı Gerçek internet Gazetesi’ndeki arkadaşlarla güzel şeyler yapıyoruz. Ama bu yetmiyor, o yüzden Hilal’e de anlatamadıklarımı yazmak istedim bugün.

Gazetede Celal Başlangıç’la aynı odadaydık, şimdi yan yana odalardayız. İkimiz de muhabirlikten geldiğimiz için aynı tarz köşe yazarlarıyız, bilimsel yazıdan çok haberler üzerine yazı yazıyoruz, zaten bilimsel yazılar da bizim işimiz değil, Türkiye gazeteciliğinde son yıllarda olmayan bişeyi yapıyoruz, yani haddimizi biliyoruz. O konuda bişeylerin yazılması gerektiğine inandığımızda bu konunun uzmanı tanıdıkları arayıp ya yazı istiyoruz ya da TV’ye çıkartıyoruz.

Bu bizim gayri ciddi olmamız anlamına gelmiyor ama yazdıklarımız rezillik. Celal’in yazdığı bir köşe yazısından bahsedeyim. Bir delikanlı yüksek lisans yapmaya ABD’ye gider. Başarılı bir şekilde tezini verir ve NASA’da çalışmaya başlar. 10 yıl kaldıktan sonra tatile gelir Türkiye’ye. Bu 10 yıl içinde akrabalardan bir kısmı ölmüştür ve doğal olarak bazı miras olayları vardır, daha çok toprak paylaşımı gibi… Tatile geldiğinin kaçıncı günü bilmiyorum ama bu genç CIA ajanı olmaktan önce gözaltına alınır ve sonra tutuklanır.

İlk duruşmasına 1 yıl sonra çıkar. Neden 1 yıl beklediğini unuttum, sanırım CIA ajanı olduğu için araştırma uzun sürmüş olmalı. Sonunda kendisini ihbar eden mahkemeye çağrılır. Tam da tahmin ettiğiniz gibi, uzaktan bir akrabadır ve esas konu toprak paylaşımıdır. Mahkeme şikayetçiyi çağırır ve konuşma şöyle geçer:

- X kişiyi siz ihbar etmişsiniz..

- Evet hakim bey.

- CIA ajanı demişsiniz…

- Evet, 10 yıldır orada ve NASA’da çalışıyor, daha ne olacaktı ki?

- Elinizde belgeniz var mı?

- Aman efendim nereden olsun, onu da siz bulun…

Ben yazıyı okuduktan sonra Celal’i tebrik ettim, bulduğu konu önemli, daha önce yazan olmamış. Zaten Celal’le aramızda ufak bir sorun var ve çok gülüyoruz, Hilal, Celal’in yazılarını hemen kendi sayfalarında yayınlıyor ve bana haber veriyor. Yani ben yan yana olduğum Celal’in yazılarını daha çok Hilal’den öğreniyorum. Neyse, ikimiz de mutluyuz, bu genç arkadaşın tahliye olacağından eminiz…

Ertesi sabah gazeteye geliyoruz, bisürü olay var ama bizim gözümüz, kulağımız duruşmada ve önemli karar açıklanıyor. Mahkeme akrabanın dediğine uyuyor ve gencin tutukluluğunun devamı kararını veriyor. Celal’le benim gözlerimiz dolmuş, birbirimize bişey diyemiyoruz, çünkü söylenecek bişey yok, karar yazının başlığında da söylediğim gibi rezillik, hak yok, hukuk yok.

12 Eylül sonrası Ateş ağabeyim İtalya’dan tatil için gelmişti. Babam yurt dışındaydı ve ben çalıştığımdan ondan Vakıf’ta kalmasını rica etmişti. O zaman daha çocuklar yok Vakıf’ta, geceleri yalnız kalıyor. İtalya’da tiyatro okumuş ve İtalyancası Türkçesi gibi. Malumunuz üzerine Vakf’a baskın yapıldı ve yasak yayından Ateş gözaltına alındı. Sıkıyönetim muhabiriydim ve savcılara anlatarak serbest kalmasını sağlamıştım. Serbest kaldı ama pasaportuna el kondu. Yıllarca vermediler. Onca yıl tiyatro okuyan ve İtalya’da küçük bir tiyatrosu olan Ateş ağabeyim önce Nesin Vakfı’na müdür oldu, inek sağmasını bile öğrendi, sonra turizme girdi ve geçen sene bir daha tiyatro yapamadan kanserden yaşamını yitirdi.

İşte Hilal, evlilik yıldönümümüzde bile arasıra suratım düşük dalıyorsam yazının başlığında söylediğim gibi “REZİLLİK YAZMAKTAN BIKTIM ARTIK” İstediğim ve inandığım tek şey, senin Fransa’da tiyatro yapacak olman.



2701
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: