Birleşen şovenistlere Sol’dan destek

02 Aralık 2017 Cumartesi

ZİYA ULUSOY

Katalonya’nın bağımsızlık girişimine karşı çıkan Türkiye’den sol adına KP’nin liderlerinden A.Güler oldu. Hem de şiddetli atışlarla: 

“Katalonya halkının eski tabirle “ezilen ulus” olarak görülmesi, en temel faktör, ekonomik eşitsizlik yoksa nasıl mümkün olabilir?” “Katalonya’dan bir ulus çıkartamazsınız. ...Farklı dillerin varlığı buna yetmez.”

Güney Kürdistan referandumuna karşı da Kürtler’in 4 sömürgeci devleti, ABD’den AB ve Rusya’ya değin hemen bütün emperyalistler birleştiler. Güler, doğan şovenist ortamı kaçırmıyor:

“Barzani aşiretinin egemenliğindeki bölgenin Irak içinde ezilen ulus kategorisine sokulması saçma olur.” (Kriz Bildiğiniz Gibi Değil, sendika.org, 02.10.17).

Güney Kürdistan’ın ekonomisinin Irak merkezi ekonomisinden ileri olduğu söylenemez. Katalonya ekonomik bakımdan egemen ulustan ileri. Fakat Güler’in buna dayanarak reddetmek istediği eşitsizlik gerçeği siyasi alanda. Katalonya halkı ulusal kendini yönetme hakkına sahip değil, bu hak İspanya devletinin egemeni/sahibi Kastilya burjuvazisi tarafından engelleniyor. 1 Ekim bağımsızlık referandumu çabasını, Frankocu kökenli PP’li başbakanı Rajoy polisiye saldırılarla ezdi. Bölgesel özerkliği de tasfiye etti. 

Ekonomik bakımdan bağımlı değilse “ezilen ulus” olmaz görüşü geçmişte Marks ve Lenin Polonya örneğinde tamamen çürütmüşlerdi. Rus Çarlığı’nın boyunduruğu altındaki Polonya ekonomik bakımdan Rusya’dan geri değil ileriydi. Paris Komünü’nün 2 generali ulusal devrimci faaliyetleri nedeniyle sürgün edilmiş Polonyalılardı. 

Lenin ve yoldaşları Polonya’nın ulusal kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savundular. Lenin’in ardılı 3. Enternasyonal, 1. paylaşım savaşı sonrası oluşan yeni sömürge Yugoslavya krallığı içinde ezilen ulusların ayrılma hakkını da kararlıca savundu. 

Fakat Güler, “üçüncü dünyacı” sosyal şoven bir bakışla çokuluslu bu tip devletlerde boyunduruk altında yaşayan ulusların, ekonomik bakımdan pek de geri olmadıklarını dayanak yapmaya çalışarak, siyasal hak eşitsizliğine karşı mücadelelerini karalıyor. Politik özgürlük mücadelesinin temel bileşenlerinden biri olduğu gerçeğini reddediyor. 

Bu görüş, çokuluslu ülkelerde, egemen ulus burjuvazisinin faşizm ve gericiliğine karşı politik özgürlük mücadelesine darbe vurmakla kalmıyor. Egemen ulustan işçiler özgürlükler için mücadele etmeyi öğrenemezlerse sosyalizm için mücadele edemezler. Bu tarihsel devrimci deneyden oluşturulan enternasyonalist görüşle de karşıtlık oluşturuyor. 

Güler “üçüncü dünyacı” şovenizmde hızını alamıyor , Katalonya, Güney Kürdistan, Flaman halklarının farklı dil özelliğinden hareketle ulus oluşturamayacakları kaba şovenizmine de düşüyor. Bu görüşü sözkonusu ülkelerde ancak egemen ulus milliyetçileri sarf edebilir. Nitekim, Erdoğan ve Bahçeli’den Perinçek’e tüm milliyetçiler yılmadan bunu dile getiriyorlar. Bu halkların ulus olduğu gerçeğini reddeden Güler’in bu konudaki yeri gerçekten de iflah olmaz şovenistlerin yanıdır. 

Güler, kapitalizmin geçmişte ulus devletlerle soruna çözüm bulurken bugün çözümsüzlükle kriz içinde kaldığını, oysa sosyalizmin çok kolayca bu soruna çözüm bulacağını söyleyerek durumu kurtarmaya çalışıyor. Ama sosyalizmin çözümünü ifade etmeye zahmet bile etmiyor. Kapitalist emperyalizmin ulusal sorunlar konusunda kriz içinden çıkamadığına dair yazarken, dili ağrıyan dişine gidiyor, “üçüncü dünya” devletlerinin boyunduruğu altındaki ezilen ulusların mücadelesini karalamaya, bu halkların neden ulus olmadıklarını kanıtlamaya tüm enerjisini harcıyor. 

KP’liler ulusal sorunda Marksizm Leninizm’in enternasyonalist “tabu”larını yıkmakta pervasızlar. Ama bu, “üçüncü dünyacı” milliyetçiliğin sınırsız şovenizminden başka birşey değil. Güler’in yoldaşı Okuyan, sıra “üçüncü dünyacı” “milli ve yerli lider”i Erdoğan’ı emperyalistlere karşı savunmaya gelince ne kadar da “ezilen”den yana: “Erdoğan’ı iktidara taşıyan ...uluslararası bir operasyondu. Buna zamanında karşı duranlar, aynı operasyonla Erdoğan’ın köşeye sıkıştırılması veya alt edilmesine de karşı dururlar.”!(Erdoğan Atatürkçü Olursa, sol portal, 31.10.17)

Emperyalistlerin iktidara getirdikleri Erdoğan’a karşı mücadele etmek devrimci ve emekçi sol hareketin görevi. Peki emperyalistlerin it dalaşında Erdoğan’ı ekarte etme operasyonuna karşı mücadele neden devrimcilerin görevi olsun? Devrimciler emperyalistlere de onlarla arası bozulan diktatör Erdoğan’a da karşı mücadele edecek düzgün bir bakış açısına sahipler.

Çünkü işçi sınıfı ve ezilenlerin faşizme karşı birliği ve mücadelesi, “üçüncü dünya” burjuvazilerine de emperyalistlere de karşı mücadele bakış açısıyla gelişebilir, ancak ezilen ulusların tam hak eşitliği savunularak ezilen ulustan işçiler sosyalizm için mücadeleye kazanılabilir. 



695
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: