Sözün pratikleşmesidir 25 KASIM

14 Kasım 2017 Salı

RUMET HEVAL

Her yıl 25  Kasım’da kadınlar toplanır, yaşamı özgürleştirmek adına. Yaşam hakkını, savunma, konuşma, ekonomik, etik, estetik, sosyal-siyasal ve diğer bütün özgürlük hakkını dile getirmek için doğaya açılır. Taleplerini dile getirmek, toplumunun refahı, barışı, kardeşliği için çağrılarda bulunur. Çünkü kadınlar kendilerini toplumuyla, doğasıyla özdeş tutar. Bu nedenle yapılan çağrılar herkes adınadır. Çünkü kadın kendisini toplumuyla ifade ve var eder. Böyle bir 25 Kasım’a daha yaklaşıyoruz. Daha günler varken, şimdiden kadınlar bu günün anlamına yakışır girişimlerde bulunmaya başladı. Eylem hazırlıkları başladı. Kadının olduğu her yer, her ulus, her halk, her bilinçli ve kendine yeten kadın, 25 Kasım'da eylem hazırlığını yapıyor. 

Acaba ne oldu 25 Kasım'da, neden bugün? Kadınlara sordum! 1960’larda Dominik Cumhuriyeti’nde Patria, Mitka, Minerva diye 3 kızkardeş varmış. Ve o süreçte Erdoğan gibi faşist, diktatör, kadının varlığına tahammülü olmayan tecavüzcü zihniyet sahibi devlet otoritesi varmış. Bu kişi 3 kızkardeşi yani Mirabel Kardeşleri taciz-tecavüz, işkence ile öldürmüş ve sonra suya atmış. Bu mücadeleci ve direngen kızların tecavüzcü zihniyete karşı direnişidir 25 Kasım.

Ama aynı zamanda bazı kadınlar hemen araya girip şunları da ekledi:

“Kadının öldürüldüğü, recm edildiği, namus, töre, gelenek adına satıldığı, kapatıldığı, evlendirildiği süreç bizim için çok daha eskidir. Bizler bu günü anlamlı buluyor ve kendimizi de bu kızların mirasçısı olarak görüyoruz. Ama bizim sömürülme tarihimiz haklarımızın elimizden alındığı tarih binyıllardır. Bu uzun tarihin bizde yarattığı tüm etik, estetik olmayan duygu ve düşüncelerini aşarak kendimiz olmak istiyoruz. Kendi yaşamımız, toplumumuz, bedenimiz, düşüncemiz hakkında kendimiz karar almak istiyoruz. Egemen, baskıcı, itaatkar zihniyet bizi anlayamaz ve bizim için karar alamaz. Şimdiye kadar bu zihniyet sahipleri bizim için kararlar aldı; bu nedenle bu kadar öldürüldük, satıldık, baskı altına alındık. Emeğimiz çalındı. Yaşamımız tahrip edildi. Doğamız tahrip edildi.

Bedenimiz ve doğanın akışı birbirine çok benziyor. Bedenimiz üzerindeki baskı doğayı da tahrip etti. Toprak ürün vermemeye başladı. Kendimizi ve doğamızı, yaşamımızı özgürleştirmek, çocuklarımıza güneşin her gün doğduğu, katliamların olmadığı bir gelecek bırakmak istiyoruz. Bu nedenle bu güne hazırlanıyoruz. Sözümüzü söyledik, şimdi sözümüzün eylemini yapıyoruz. Ve bunu çok iyi biliyoruz ki sözümüz, kararlarımız yaşamla bütünleştikçe bizler binlerce kadının yaşamını kurtaracağız, nefes alabilecekleri köprüler olacağız. And olsun ki Rojava’da gerçekleşen kadın devrimini tüm kadınların özgürlük devrimi düzeyine getirmeden durmayacağız.  Devrimimizin can damarı, ruh ikizimiz, gönül dostumuz, düşünce önderimiz özgür olmadan kendimizi de özgür saymayacağız.” 

Kadınların sözleri ve kararlılıkları bir devrimi işaret ediyordu. Özellikle İmralı sisteminin yok edilmesi ve Önder Abdullah Öcalan’la ilgili sözlerini aktarırken kadınlar hem çok umutlu hem çok üzgündü. İşte 25 Kasım kadınların bu umut ve üzüntülerini dile getireceği gün olduğundan ben de diyorum ki; ne kadar sözümüz varsa özgürlük adına çıkalım alanlara, dağlara, şehirlere. Alanlar bizi bekliyor. 



404
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: