İran Türkiye ilişkileri ve Kürtler

10 Kasım 2017 Cuma

CAFER TAR

Son zamanlarda Türkiye ve Kürdistan merkezli çok önemli hareketlilikler yaşanıyor. Güney Kürdistan halkından aldığı muazzam desteğe rağmen, baltayı taş vuran Barzani rejiminin ortaya koyduğu teslimiyetçi ve kararsız tavır Kürt karşıtı güçleri yeniden cesaretlendirip, harekete geçirmişe benziyor.

Daha yakın zamana kadar bir birlerini ağza alınmayacak şeylerle suçlayan; Türkiye, İran ve Irak arasında ziyaret trafiği bir anda sanki onca laf hiç edilmemişcesine alabildiğine hızlandı. 

Irak Başbakanı Haydar el Abadi Türkiye’ye geldi ve hiç sıkılmadan kendisine “sen benim kıratımda değilsin, sen benim muhattabım olamazsın!” diyen Erdoğan’la kameraların karşısına geçti. Erdoğan her zamanki gibi Kürtleri tehdit ederken; Abadi de “biz de üzerimize düşeni yaparız!” diyerek, bölgesel güçlerin Kürt düşmanlığında değişen bir şey olmadığını bir kez daha bütün dünyaya ilan etmiş oldu.

Türkiye merkezli Kürt karşıtı hareketlilik bununla da sınırlı kalmadı; İran ve Türkiye arasında da özellikle güvenlik bürokrasisi arasında ziyaret trafiği bir anda alışılmışın dışında hızlandı; İran Genel Kurmay Başkanı birçok bölgede ihtilaflı olmalarına rağmen Türkiye’yi ziyaret etti. Ziyaretten bir kaç gün sonra İran Genel Kurmay Başkanı’nın; Türkiye ziyaretinin ne Suriye ne de Irak’la ilgisinin olmadığı anlaşıldı. 

Birçok bölgesel konuda neredeyse “ak ve kara” kadar birbirine zıt politikalar izleyen; İran, Türkiye ve Irak aralarında var olan onca soruna rağmen her şeyi bir kenara bırakmış Kürt karşıtlığında yeniden bira araya gelmişlerdi. 

Hatta yıllardır Şam’a sıkışıp kalmış; dışardan yardımlarla zorla ayakta durabilen, ülkesinin birçok yerinde kendi insanlarını DAİŞ barbarlarının zulmüne teslim edip kaçan Suriye Rejimi bile referandum sonrasında yaşananlardan sonra Kürtleri tehdit etmeye başladı.

Hürriyet gazetesinde bir tür hükümet komiseri olarak görev yapan Abdulkadir Selvi, “Kabinenin etkili bir isminin kendisine Kandil’e karşı bir operasyon konusunda İran’la anlaşıldığını anlattığını” yazarak, hepimizi son zamanlarda; İran, Türkiye ve Irak arasındaki hareketliliğin nedeni konusunda aydınlatmış oldu.

Öyle anlaşılıyor ki; referandum sonrasında Güneyli güçlerin ortaya koyduğu; kararsız, teslimiyetçi tutum; geleneksel Kürt karşıtı cepheyi yeniden cesaretlendirmişe benziyor. Özellikle Erdoğan rejimi “mal bulmuş mağribi misali!” fırsattan istifade Kürtlerin bütün kazanımlarına saldırmak için bölge ülkelerini de hareketlendirmeye, cesaretlendirmeye çalışıyor.

Erdoğan rejimi ne geçmişte “Analar ağlamasın!” derken, ne de şimdi sürekli savaş kışkırtıcılığı yaparken samimi değil; Kürt sorununu iktidarlarını güvenceye almak için suistimal ediyorlar.

Suriye ve Irak’ta DAİŞ ve El Nusra’ya oynayan; bu tür radikal islamcı insanlık düşmanı örgütler üzerinden bölgesel güç olmaya çalışan Erdoğan Rejimi; bu iki örgütün yenilgisinden sonra “neyi var neyi yok, her şeyini kumarda kaybetmiş müflis kumarbazlar gibi, belki bir şansım daha olur” yaklaşımı ile Irak ve Suriye’de özellikle Kürt karşıtılığını arkasına alarak her yere saldırmaya çalışıyor. 

İçerde muazzam bunalan, Türkiye halklarına artık; ne refah, ne de demokrasi vaad edemeyen Erdoğan rejimi Kürt düşmanlığı üzerinden sahte fetih hareketlerine girişerek iktidarını korumaya çalışıyor. 

„Fakat İran özellikle Suudi Arabistan ile ilişkilileri bu kadar gerilmişken kendisine kısa vadede fazla fayda sağlamayacak bu tür hamlelere girişir mi?” Hiç sanmıyorum. İran gibi cüssesini aşan diplomasi başarılarına imza atmış bir ülke Kürtleri tamamen karşısında alacak böyle bir yanlışa düşmez. Özellikle de Suudi Arabistan’la neredeyse savaşın eşiğine gelmişken!

Son gelişmelerden sonra Suudi Arabistan’ın en güçlü ismi haline gelen Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Suudi Arabistan’a yönelik füze saldırısından İran’ı sorumlu tutan açıklamaları ve hemen arkasından ABD’nin Suudi Arabistan’ı destekleyen tutumundan sonra İran’ın Erdoğan rejimi ile birlikte Kürtlere yönelik böylesine kapsamlı çılgınca bir yanlışa düşeceğini sanmıyorum.

Peki “İran, Erdoğan’ın kışkırtması ile Kürtlere saldırırsa ne olur?” İran’ın sonu olur, İran son gelişmelerden sonra kendisini bölgenin en güçlü ülkesi olarak görürken bir anda; en zayıf, en kırılgan ülkesi haline gelir.



1310
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: