Ortadoğu’da yeni hamleler yeni krizler

09 Kasım 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR

Ortadoğu’da sular durulmuyor. Krizlerin biri biter gibi görünürken yeni krizler ortaya çıkıyor. IŞİD belası Kürtlerin büyük fedakarlığı ve ödenen ağır bedeller sayesinde bitirilmek üzere. Reqa zaferi IŞİD’ın sonunu getiren en önemli hamle oldu. Suriye’de çözüm için şartlar olgunlaşırken bu kez Yemen’den Suudi Arabistan’a atılan balistik füze, Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Suudi Arabistan’da istifa açıklaması ve Suudi Arabistan’daki iktidar savaşları, yeni krizlerin habercisi oldu. Anlaşılan o ki Ortadoğu’da daha uzun bir süre barış ve istikrarı mumla arayacağız.

Suudi Arabistan’daki saray darbesi görünürde bir yolsuzluk ve rüşvet soruşturması gibi lanse edildi ancak bunun bir iktidar mücadelesi olduğu çok açık. ABD Başkanı Trump’ın, Suudi Arabistan’daki bu krize açıkça taraf olması, krizin uluslararası boyutlarını da ortaya koyuyor.

24 saat içindeki baş döndürücü bu gelişmeler birden bire ortaya çıkmadı, perde arkasında uzun bir planlama ve hazırlığın yapıldığını gösteriyor.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da katıldığı bir TV programında istifa ettiği açıkladı. Alışılmışın dışında, bir başbakan ülke toprakları dışında istifa ediyor. Üstelik can güvenliğinin olmadığını, kendisine yönelik bir suikast düzenleneceğinden endişe ettiğini de ekleyerek. Bu sıradan bir istifa değil. İstifa ederken Iran’a dönük suçlayıcı ifadeleri durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Hariri açıkça İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştırdığını söylüyor. Ve devam ediyor, „Lübnan başbakanlığı ve hükümetinden istifamı açıklıyorum. İran ve Hizbullah, Arap ülkelerinin iç işlerine karışarak bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.“ 

İran bu istifanın Suudi Arabistan’ın zoru ile gerçekleştiğini iddia ederek asıl mücadelenin İran-Suudi Arabistan arasında olduğunu dışa vuruyor.

Yemen’in kuzeyinden Suudi Arabistan topraklarına atılan balistik füze saldırısı İran-Suudi Arabistan arasındaki gerilimin boyutunu gösteren en dramatik gelişme oldu. Her ne kadar bu füze saldırısı önlense de, Suudiler bunun açık bir savaş ilanı olduğunu açıklamasında bulunması gerilimin giderek tırmanacağı öngörüsünü de güçlendiriyor.

Bu krize İsrail de kaşınılmaz olarak katılıyor. İsrail’den yapılan açıklamalar son derece sert; İran, sadece İsrail’i değil bütün Ortadoğu’yu tehdit ediyor. Uluslararası camia, bu saldırıyı etkisiz hale getirmek ve karşı koymak için harekete geçmelidir“. Bu açıklama yukarıda sıraladığımız gelişmelerin önümüzdeki dönem, ciddi sonuçlarının olacağını, beklide bu kez yeniden, Lübnan’da bir iç çatışmaya yol açacağı endişesi yaratıyor.

İran’ın bölgede, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir alana da nüfuzunu artırması hem bölge ülkelerini hem de bölgede çıkarları olan güçleri İran’a karşı harekete geçirebilir.

Güney Kürdistan’da ki gelişmeler ve Kürdistan topraklarının yaklaşık yüzde kırkının Abadi rejimine teslim edilmesi, İran’a, Irak toprakları üzerinden Suriye ve Lübnan’a, oradan da Akdeniz’e kesintisiz ve engelsiz çıkış ve etkisini artırmak için yeni fırsatlar sunmuş durumda. 

Bu nedenle hem Suriye rejimi hem de bölge devletleri Rojava’daki Kürt kazanımlarını kendileri için tehdit ve amaçlarına erimek için en büyük engel olarak görmekte ve Kürtlere dönük tehditlerini artırmaktalar. Hatta daha da ileri giderek, aralarındaki tarihsel düşmanlıkları bir yana bırakarak, Kürtlere dönük ortak saldırı planları yaptıklarını açıklamaktan kaçınmıyorlar. 

Öyle anlaşılıyor ki ABD-Suudi Arabistan-İsrail eksenli bir cephe Lübnan üzerinden İran’ın bu yükselişini durdurmak ve nihayetinde de geriletmek için yeni hamleler yapacaklardır.

Burada önemli olan Kürtlerin bir kez daha, bu tarihsel süreçlerde bir aktör olarak dahil olmasıdır. Bunun da tek yolu Ulasal birlik ve güç olmayı başarmaktan geçiyor.



1004
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: