Ölümün ortasında özgür yaşamı örgütleyebilmek

05 Ekim 2017 Perşembe

DİLAR DİRİK

Hakikat arayışçısı, ezilenlerin acılarını derinden hisseden, dünyadaki tüm özgürlük sorunlarını evrenin sunduğu canlılıkla yorumlayan, güzellik dolu bir yaşamın pratiğini geliştirmek için kendini feda etmeye hazır olabilendir. Koşullarının rahatlığına öfkelenip, kendisini devrimlerin kucağına gülümseyerek atan, doğru yaşayabilmek için ölümü bile göze alarak tarih olabilendir.

Hakikati, adalet ve özgürlükle bağlantılı bir şekilde, anda tarihi, şahsında toplumu arayan ve kendi kişiliğini bir çözüm haline getiren insandır. Kendisini egemen güçlerin dayattığı kirli ve çirkin oyunlara karşı, kimliği ve değerleriyle koruyabilendir.

Hakikatleri objektifiyle yakalayarak, meydanlarda haykırarak, yoldaşlarına sarılırken doğruları söyleyerek insanlığın vicdanıyla buluşturandır.

Mehmet’i, yani Fîraz Dağ‘ı yazabilmek, bir halkın tarihini, efsaneleşmiş direnişlerini yazabilmek kadar imkansızdır. Onun ardından yazılanlar ne kadar duygusal olsa da politik olur.

Bir Kürt, bir Alevi, diasporada büyüyen genç bir insan olarak, hiçbir zaman kendi hayatını, tercihlerini, yaşam biçimini, düşünce şekillerini, his ve duygularını durmadan sorgulayan bir yoldaşımızdı. Rakka gibi insanlığın terk ettiği bir yerde, yeniden umut dolu yaşama göz açan bebeklerin minicik ayaklarıyla oynayan bir insandı.

Kendi deyimiyle "Ölümün ortasında, yaşama çok yakın“dı Mehmet, son soluğuna kadar.


Dünya vatandaşı

Mehmet’in kaleme aldığı en son yazılardan biri "Arap toprakları için Kürt kanı mı?" başlıklı değerlendirmeydi. Rakka’da yazdığı bu önemli makalede Ortadoğu’da yaşanan kaosun tek çözümünün demokratik ulus çizgisinde örülen halkların dayanışma ve eşitlik içinde yaşadığı bir sistemin olduğunu vurgulamıştı. Egemen devletlerin Kürtlere karşı milliyetçi politikalarının ve dar ilkel milliyetçi Kürt kesimlerinin, özde aynı zihniyete sahip olduklarının altını çizen Mehmet, bu yazısında insanlığını, vicdanını, birikimini, devrimci düşüncesini ortaya koymuştu. Bir Kürt, bir Alevi olarak kendisi Rakka’da şehit düştü. Kalbimizi en derin yerinden yaralayan bu şehadet, Mehmet'in ideallerine ne kadar büyük bir inançla bağlı olduğunu pratikte gösterdi.

Ne kadar kendi kimliğine onurlu bir şekilde sahip çıktıysa o kadar enternasyonalist bir ruha sahip olan Mehmetimiz, yüzlerce insanı Kürdistan’da yürütülen özgürlük mücadelesi için örgütledi.

"Artık devrime inanmıyordum, erkek egemen zihniyetinin bizi yendiğini kabul etmeye başlamıştım“ diyen Britanya’da 60 yaşında bir Hindistanlı kadın gazeteci, Mehmet’in bir konuşmasını dinlemesi ardından Rojava’ya gidip kendi gözleriyle kadın devrimine tanıklık ettikten sonra, dönüşünde Rojava ile ilgili en etkileyici yazıları yazdı son yıllarda.

"Benim ilk makalemi Mehmet yayınlamıştı“, diyen genç bir İngiliz, şu an Rojava’da Birleşmiş Özgürlük Güçleri’nin saflarında yer alıyor.

"Mehmet için ben artık kendime söz verdim, Kürdistan özgürlük mücadelesi için daha fazla çalışacağım“ diye haykırdı öfkeli bir genç.

Ancak ideallerine böyle bir sevda ile inanan bir insan bu kadar insanı örgütleyip, onlara yeniden daha güzel bir dünyanın mümkün olduğu düşüncesini kazandırır.


Özgür kadının yol arkadaşı

Mehmet aynı zamanda özgür kadının can yoldaşıydı. Yaptığı her konuşmada, özel sohbetlerde, televizyonlardan Londra’nın en kalabalık mekanlarına kadar kadın özgürlük mücadelesinin, Kürdistan Özgürlük Hareketinin en büyük kazancı ve değeri olduğunu vurgulardı. Kendisini ve arkadaşlarını sürekli bu konuda eleştirir ve kafa yormaları için zorlardı.

Özgür toplumun ancak kadının özgürlüğünün güzelliği ile örüleceğinin farkındaydı ve bu konuda erkek egemen sisteme savaş ilan etmişti.

Onun anmasını da en çok kadın arkadaşların sahiplenmesi bunun bir sonucuydu.

Kadınların örgütlü gücüne saygıyla eğilip, daima destek olan Mehmet ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganları ile anıldı.


Avrupa’nın çaresizliğinde Mehmetleşmek

11 ay önce şehit Alişer Fırat (Ahmet Can)‘ı kaybettiğimizdeki büyük acılarımızı paylaşan Mehmet, bana şunu yazmıştı:

"Önümüzdeki yıllarda Kürdistan’da olmak istiyorum. Ne yaparsam, orda yapmak istiyorum. Halkımızın verdiği bedelleri önümüzdeki yıllarda kavramasak, korkuyorum ki hayatım boyunca utanç içinde yaşayacağım. Oynayacağımız bir rolümüz var, ve sadece onu yerine getirmemiz gerekir. Kolay mı? Hayır. Ama her anlamda değer.”

Eklenecek birşey yok. Söylediği gibi de yaşadı. İnancına, hayallerine, ideallerine sahip çıktı.

Rakka’ya ulaştığında sosyal medyada paylaştığı ilk şey “Bijî Serok Apo!” oldu.

Kalbimiz paramparça ama dinlenmek gibi bir imkanımız yok. Mehmet’in mücadelesine, yaşamına adayabileceğimiz en büyük sahiplenme eylemi, kesintisiz eylem halinde olmak ve Rojava’da geliştirilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasını dünyaya buluşturup onu her boyutuyla geliştirmektir.

Mehmet Aksoy’un hayatı bu konuda kapitalist modernitenin dayattığı liberal, hesapçı, anlamsız "özgürlük" kavramlarına karşı, radikal, toplumsal, ideolojik bir özgürlük mücadelesinin düşüncesini geliştirip onun pratiğini örgütlemek anlamına geliyor.

Kürt milliyetçiliğine ve egemen Kürt düşmanı güçlerine inat, demokratik ulus çizgisini geliştirmek, Mezopotamya’nın, Ortadoğu’nun tüm renkleriyle barış kilimlerini örmek demektir.

Kendi kimliğine sahip çıkarak, kendi özünü severek, her türlü asimilasyon saldırılarına karşı Seyit Rızalar gibi başkaldırmaktır.

Erkek egemen sistemin her boyutuna karşı savaş ilan edip, özgür kadının, Saraların, Beritanların yoldaşı olup, kendisini sevilebilir bir erkeğe dönüştürmek demektir.

En başta derin bir insanlık sevgisine, adalet hissine, vicdana, devrim inancına sahip olmak demektir.

Başta Kürt gençleri olarak, Aleviler, Avrupalı Kürdistanlılar olarak kendimizi sorgulamak yetmiyor artık; yaşadığımız tarihi sürecin büyüklüğüne denk düşmüyor. 

Mehmet haftalarca Avrupa'nın en merkezi meydanlarını Kobanê için ayağa kaldırdığında, biz ne yapıyorduk? O Rakka’da DAİŞ faşizmine karşı insanlık mücadelesini objektifinde ölümsüzleştirirken biz nerdeydik? Ve artık bundan sonra tarihin önünde sessiz kaldığımız her anı nasıl açıklayacağız? Anlamlı bir yaşam sürdürmenin en estetik şeklinin örgütlülük olduğunu gösterdi bize Mehmet. Bu noktadan sonra mesele vicdan sorunu olmaktan çıkmıştır. İnsanlık görevimizi yerine getirmek, yaşamın kendisine sahip çıkmak, örgütlü bir şekilde direnişe devam etmektir mesele.

Hepimiz Mehmet’leşeceğiz, hepimiz Avrupa’nın rahatlığına, anlamsız yaşam tarzlarına savaş ilan edip, her yeri eylem alanlarına dönüştüreceğiz. Bunu ismini insanlığın özgürlük tarihine yazan güzel yoldaşımıza, Mehmet Aksoy’a, Fîraz Dağ‘a söz veriyoruz.



4249
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: