Statü değişikliğinin ciddiyeti

28 Haziran 2017 Çarşamba

NİHAT KAYA

Musul’un DAİŞ’ın elinden tamamen kurtarılmasına sayılı günler kaldı. Yakın bir süreçte Musul’un tamamen kurtarıldığı ilan edilecek. Ardından Telafer ve Hewice. Musul ile kıyaslandıklarında çok büyük sayılmayacak yerleşim yerleri. Operasyonları da kurtarılmaları da çok uzun sürmeyecek. Fakat en önemli soru; bundan sonra ne olacağı, DAİŞ’ın yok edilmesiyle Irak’ta ve Ortadoğu’da siyasal istikrarın sağlanıp sağlanamayacağı. 

DAİŞ tehdidi daha tam ortadan kalkmadan, Federe Kürdistan’da ‘referandum’ söyleminin dillendirilmesi Irak’ta ve Ortadoğu’da siyasal istikrarı sağlamanın ne kadar zor ve zikzaklı yollardan geçtiğini gösteriyor. Evet, DAİŞ’ın biteceği artık kesin ama siyasal istikrarın sağlanacağı, o kadar kesin değil. Neden, derseniz…  

Irak başta olmak üzere Ortadoğu genelinde şu an yaşanan kriz, ABD’nin 2003 Irak müdahalesinin, hatta 1991 Körfez Savaşı’nın bir sonucu ya da devamıdır. ABD’nin müdahalesiyle bölgede I. Dünya Savaşı’yla oluşturulan dengeler ve statüler kırıldı, bir Kürt oluşumu açığa çıktı. Öte yandan Irak’ta bir Şii egemenliği oluşturuldu. Ki, İslam tarihinde Abbasi İmparatorluğu’nun kuruluş yılları sayılmazsa Irak coğrafyasında iktidar neredeyse ilk defa Sünnilerden Şiilere geçti. Bölgedeki bin yılların zihniyet kalıpları kırıldı. Bu durumu bölge insanın olduğu kadar, bölge siyaseti ve dengelerinin de kaldırabilmesi öyle kolay değil. Zaten DAİŞ’i ortaya çıkaran esas etken de bu faktörler oldu. 

DAİŞ’in bölgesel, belki de küresel bir tehdit haline gelmesi ve onunla mücadelenin de aynı çapta yürütülmesi gösteriyor ki, bölgedeki değişimi kimse kendisini ilgilendiren bir iç sorun olarak göremez, göstermez. Her türlü statü değişikliği, bölgesel ve hatta küresel bir etkiye sahip.  

Kürtlerle ilgili gerçeklikler de bu kapsamdadır. Irak’ta Sünni egemenliğini yıkıp yerine Şii bir iktidar kurmak ve Şii iktidarına karşı DAİŞ tarzı bir gücün kalkıp Sünni bir İslami devleti kurmaya çalışması, ne kadar bölgesel ve küresel bir etkiye sahipse Kürdistan’ın dört parçasından herhangi birisinin statüsünde meydana gelebilecek değişiklik de aynı etkiye sahiptir. KDP’nin Güvenlik Konseyi Müsteşarı, aynı zamanda Mesud Barzani’nin de oğlu olan Mesrur Barzani’nin “Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu Güney Kürdistan’ın komşularının sınırlarına dokunmak için değil, sadece Kürdistan Bölgesi ile Irak arasındaki sınırı belirlemek içindir” sözleri bu gerçekliği hiç fark edememiş olmalarının göstergesidir. Sorun bir tek Federe Kürdistan’ın Türkiye veya İran ile olan sınırlarını değiştirmekle alakalı değil. Irak içinde bir tek Kürtlerin statüsünün değişmesi bölgesel bir etkiye neden olacaktır. Oğul Barzani’nin bu sözleri ya yaptıkları işin ciddiyetinde olmamak ya da karşısındakini ‘ahmak yerine koymak’ olarak değerlendirilebilir. Fakat oğul Barzani, karşısında binlerce yıllık devlet ve diplomasi geleneği olan Türkiye ve İran gibi iki gücün olduğunun sanki farkında değil. Aklınca Türkiye ve İran’a ‘bizim sizinle bir işimiz yok, Irak hükümetiyle’ demeye getiriyor. 

Aslında doğrusunu isterseniz, KDP ve Mesrur Barzani’nin gerçek düşünceleri de bu yönlü. Yani Güney Kürdistan’da küçük bir devlet kurunca bunun komşu ülkelere bir etkisinin olmayacağını sanıyor. Daha doğrusu İran, Türkiye ve Suriye’ye de hükümranlıkları altındaki Kürtlere destek vermeyeceklerini, hatta o parçalardaki Kürtlere karşı işbirliği yapacaklarını dahi taahhüt ediyor. Gerçekte ise sorun, onların sandığı kadar basit değil. Çünkü Güney Kürdistan’da her ne şekilde olursa olsun bir devlet, bölge siyasetinde oluşturulan statükonun parçalanması anlamına gelir. Güney’de devlet demek, Batı, Kuzey ve Doğu Kürdistan’ın da devlet istemesi anlamına gelir. Sorun sadece Kürtlere de sınırlı değil. Kürtlerin statüsünde yaşanacak her türlü değişim bölge genelinde domino etkisi yapacaktır. Irak’ta Kürtlerin kendi sınırlarını ayırması demek Sünni Arapların da Şii Arapların iktidarı altında yaşamamayı ve ayrılmayı istemeleri demektir. Irak’ta mezhep ve etnik ayrışmaya göre meydana gelecek olan bir bölünme Türkiye, İran, Suriye ve Yemen başta olmak üzere bölge genelini de etkileyecektir.  

Statükocu güçler olarak Türkiye ve İran, işte bundan ötürü Kürtlerin statüsünde meydana gelecek olan en küçük bir değişikliğe dahi karşılar. Öyle ki, dünya kadar çelişki ve çatışma noktaları olmasına rağmen Kürtler ve bölgedeki statü söz konusu olduğunda bu iki devlet dost ve müttefikler. 

İşte bundan dolayı Güney Kürdistan’da referandum yapmak ne KDP’nin sandığı kadar kolay ne de bölgedeki güçleri öyle kandırmak kolay. 

Statükonun değiştirilmesi dış ve iç güçleri kandırmaya çalışarak değil, kendi ulusal birliğinin zeminini güçlendirmek ve özgücünü açığa çıkarmakla mümkündür.



1603
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: