Tehlikeli Hamleler...

20 Haziran 2017 Salı

SİNAN CUDİ

7 Haziran’da İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen, 18 kişinin hayatını kaybettiği ve 40’ın üzerinde kişinin de yaralandığı terör saldırıları ardından yapılan sert ve suçlayıcı açıklamalar dışında İran’ın DAİŞ’i direkt hedefleyen bir saldırı gerçekleştirmesi öngörülüyordu. 

DAİŞ’in bu saldırıyı kendi inisiyatifiyle gerçekleştirmediğini, ardındaki gücün, bugüne dek örgütü destekleyen ve büyümesine izin veren güçler olduğunu söyleyen İran belki de Katar krizi ve yansımaları nedeniyle karşı bir saldırı girişiminde bulunmadı. 

Bunun yerine daha önce Suriye, Irak ve Lübnan’da etkili olduğu güçler üzerinden DAİŞ ve destekleyenlerine karşı başlattığı hamleleri devam ettirmeyi daha uygun gördü. Halep ve Hums doğusunda, yine Haşdi Şabi üzerinden Irak’ın batısından ilerleyerek DAİŞ’e darbe vurmaya başladı. Bu hamleleriyle Ürdün sınırında örgütlenen ve Irak sınırı boyunca kuzeye doğru ilerlemeye çalışan ABD-İngiltere destekli grupların önünü aldı. Yine Halep doğusunda, Fırat nehri kıyısında bulunan Meskeneyi alarak güneye, Tabka güneyine kadar ilerledi. 

(Bu askeri hamlelerin yanı sıra Arap dünyasını -DAİŞ destekçisi olarak suçladığı ülkeleri- parçalayıp güçten düşürmek üzere Katar krizinden faydalandı. İlk günden itibaren Katar yönetimine destek çıkarak siyasi alanda da ortamdan faydalanmayı öngördü.) 

Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) Rakka kent merkezini kurtarmak amacıyla başlattığı “Büyük Cenk” operasyonunun hızlı ilerlemesi karşısında planlarının sekteye uğraması ihtimali (Dera Zor’un QSD tarafından özgürleştirilmesi olasılığı) İran-Rusya-Suriye cephesinde farklı arayışlar da geliştirdi. Suriye’nin geleceğinde tek sözün kendilerine ait olmasını isteyen bu güçler en büyük alternatiflerini sıcak çatışma içine çekerek bir yandan mevcut hamleyi geciktirmek, diğer yandan olası Dera Zor hamlesini engellemeyi öngördü.

Bu amaçla son 15 gün içerisinde bu hamleye katılan QSD güçlerine yönelik 2 kez hava saldırısı düzenledi. En son 18 Haziran akşamı Suriye ordusunun QSD güçlerine yönelik düzenlediği saldırı herhangi bir can kaybına neden olmasa da, 3 QSD savaşçısının yaralandığı bu olayın Suriye’yi yeni bir düzleme taşıyacağına kesin gözüyle bakılıyor. Nitekim fazla bir zaman geçmeden saldırı düzenleyen bir uçağın DAİŞ karşıtı uluslararası koalisyon tarafından düşürülmesi son zamanlardaki en hızlı ve sert cevap niteliği taşıyordu. 

Bunun yanında İran’ın aynı gün Doğu Kürdistan’ın Kirmanşah ilinde bulunan üslerinden fırlatılan ve sayısı belirlenemeyen füzelerin Dera Zor’daki bazı noktaları vurması çatışmaların alabileceği düzeyin adeta bir işareti. DAİŞ’in komuta ve toplanma merkezinin hedeflendiğinin iddia edildiği bu saldırıların sadece DAİŞ için bir tehdit anlamı taşımadığı ortada. 600 Km uzaklıktaki bir hedefi karadan karaya füzeyle vuran İran’ın belki de daha geniş bir çember içinde bulunan tüm ‘düşmanları’na bir mesaj verdiği çok açık. 

Bölgedeki gerilimi daha da yükseltmesi beklenen bu hamleler bir başlangıç olmadığı gibi son hamleler anlamına da gelmiyor. Bu hamleyle İran belki bazı noktalarda kısmi kazanımlar elde edecektir. Fakat özellikle bölgenin güvenliği ve İran’ın geleceği açısından ciddi riskler de doğuracaktır. 

Bunlardan en önemlisi İran’ın Suriye ve Irak’ta kurduğu güvenlik kalkanlarının zayıflaması olacaktır. 

Her ne kadar ABD ile ciddi bir güç savaşı içinde bulunsa da Rusya, İran’ın gerginliği bu denli yükselten hamlesine açıktan destek vermeyeceği gibi bölgedeki etkinliğini zayıflatan kimi tedbirlere de gidebilir. 

Esad rejiminin zorlu süreçlerinde verdiği destekle Suriyelilerin gönlünde bir yer etmiş olsa da savaşı daha da şiddetlendirecek bir hamleye neden olması var olan sempatiyi zedeleyebilir. Suriye’de demokratik bir çözüm olasılığını göz ardı eden, Suriye rejimini Kürtlerle çatışma noktasına çeken politikaları da göz önüne getirildiğinde, kuzey ve güney Suriye’de daha da yalnızlaşabilir. 

Türkiye’nin silindiğini gören, yürüttüğü yanlış dış politikalarla bölgede yalnızlaştığını iyi okuyan İran aynı durumun kendisinin başına gelmesini engelleyebilecek mi? 

Bunu belki de çok zaman geçmeden birlikte göreceğiz gibi...



1928
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: