Ivana’nın hatırası

oseoguz@gmail.com | 19 Haziran 2017 Pazartesi

OSMAN OĞUZ

Hişyar Özsoy, Mayıs 2012’de PolitikART’a yazdığı epey çarpıcı yazıda (1) kültürel antropolog Eva Domaska’nın “Ölüm olmasaydı tarih de olmazdı. Tarih ölümden beslenir. Tarih mezarda başlar” ve Judith Butler’in “Yası tutulamayan bir hayat, hayat değildir” sözlerine de atıfta bulunarak Kürtlerin ölümle kurduğu ilişkiyi anlatıyor.

Özsoy özetle, sömürgeciler tarafından Kürtlerin “insanlıklarının iptaline” ve böylelikle “ölmek hakkından” (hafızadan) da yoksun bırakılmak istenmesine dikkat çekiyor. Bu duruma direnişin sembolü olarak ise Musa Anter’in sesinden aklımıza kazınan dizeyi işaret ediyor: “Ve cellat uyandı yatağında bir gece/ Tanrım dedi, bu ne zor bilmece/ Öldükçe çoğalıyor adamlar/ Ben tükenmekteyim öldürdükçe.”

Çünkü Kürt’ün bedelini ödeyerek yarattığı direniş hafızası, “başka” bir uzam inşa ediyor ve o uzamda “şehidin hükmü” asıl ölümünden sonra başlıyor.

Bu yazı, Özsoy’un söylediğinin sağlaması olarak da okunabilecek iki insanı içerecek. Onlar, dünyanın farklı halklarına mensup olsalar da Kürt direnişinin yarattığı uzamda anlam kazanıyor.

***

Michaela, bir Alman kadın. Hayatı boyunca hep aykırılığı ve özellikle de renkten renge giren saçlarıyla dikkat çekmiş. Batı Afrika’nın küçücük ülkesi Togolu eski eşiyle çocukları Ivana’nın gençliğine kadar politik meselelerden haberdar değilmiş. Onu kızının hatırası örgütlemiş.

Ivana Hoffmann, Almanya’da MLKP’yle tanıştı. Siyahiydi, eşcinseldi, kadındı, köklerinde Afrika vardı. 

“Artık güzel renkleri ayırt edemiyorum, kentin rüzgarını tenimde hissedemiyorum ve kuşların cıvıltısı bana daha güçlü bir özgürlük çağrısı gibi geliyor” dediği bir mektubu ardında bıraktı ve Rojava’da “sevgi ve umut dolu bir gerilla” oldu. Rojava’yla birleşen ilk enternasyonalistlerden biriydi ve 7 Mart 2015’te Til Temir’de yaşamını yitirdi.

Annesi Michaela’yı Ivana’nın cenazesinde tanıdım. O gün oldukça mesafeliydi, yer yer Ivana’nın yoldaşlarına kızdığı da oluyordu. Daha sonra bir etkinlikte MLKP standında gördüğümdeyse gelip sarılan herkese gülümsüyordu. “Artık sürekli bizimle beraber” diye anlattılar.

Ivana Hoffmann Festivali’nde Michaela’yla sohbet ettik. “Başta şok olmuştum ama sonunda bu durumla nasıl yaşayacağımı öğrendim” dedi ve devam etti: “Ivana ne yaptıysa kabul ediyorum ve yaptığı her şeyle gurur duyuyorum. Daha önce ne yaptığını tam olarak bilmiyordum ama artık biliyorum. Kızım insanlık için öldü.”

Ivana’nın yoldaşları ona Almanca “anne” anlamında kullanılan “mama” sözcüğüyle hitap ediyor. Bunu hatırlatınca Michaela, “Tabii ki mutlu oluyorum” diyor ve Ivana’nın vasiyetini aktarıyor: “Son aldığım mektupta, ‘Kapıyı hep açık bırak, çocukların gelebilir’ demişti.”

Michaela, Almanya’dan kızının baş koyduğu mücadeleye yeterli desteğin verilmediğini düşünüyor. PYD ve YPG/YPJ flamalarının yasaklanmasını hatırlatınca ise yüzüne yansıyan bir hoşnutsuzlukla konuşuyor: “Onlar Ivana’yı terörist görüyor ama asla öyle değildi. Çok sinirleniyorum.”

***

Ivana’nın hatırasının örgütlediği bir başkası: Carlos. Meksikalı bir baba ile Arjantinli bir annenin oğlu olarak 1999’da Meksika’da doğmuş. Hemen ardından ailesi Danimarka’ya göç etmiş. Devrimcilere her zaman karşı çıkmış Katolik bir anne ile Protestan bir babanın oğlu olan Carlos, 15 yaşındayken internette Ivana’nın ölüm haberini ve ardında bıraktığı mektupları okumuş. Öyle etkilenmiş ki, artık hayat eskisi gibi devam edemez olmuş: “Ivana yol gösterdi, kapı açtı. Bana, ‘Yeni ve başka bir yol var, başka bir şey yapabilirsin’ dedi.”

Carlos, odasına çekilip Ivana’nın gittiği toprakları araştırmaya başlamış. Bu sırada her nasılsa Ahmet Kaya’yla karşılaşmış ve hiç anlamadan dinlemeye başlamış. Düşünün: Latin Amerikalı 15 yaşında bir genç, Danimarka’da Ahmet Kaya dinliyor. Bu, “hatıra”nın, “şehidin hükmünün” gücüne, büyüsüne dair dehşet bir ân değil mi?

Ağustos’a kadar dayanabilmiş Carlos. Sonra Almanya’ya gelmiş ve Ivana’nın arkadaşlarını bulmuş. Geçen 3 ayda kendini örgütlemiş zaten ama daha şaşırtıcı olanı: Ahmet Kaya’yı anlayabilmek için çok kısa sürede Türkçe öğrenmiş. Öyle öğrenmiş ki hem, biz sohbetimizi Türkçe ile yapabildik.

***

Sanıyorum bu iki hikâye, “Şehîd namirin” sloganını kanıksanmış rutinden kurtarır, işaret ettiği hakikati anlatır.

(1) Araf’ta kalmak: Tarih mezarda başlar; Hişyar Özsoy; PolitikART-89; 5 Mayıs 2012 (http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=9088)


Michaela Hoffmann


Carlos



998
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: