‘Uzuvları’ sokakta aramamak için ‘Adaleti’ sokaklarda arayalım!..

19 Haziran 2017 Pazartesi

VEYSİ SARISÖZEN


Önce şu haberi hep birlikte okuyalım:

„Eşi ile birlikte Abalı Köyünde yaşayan Pakize Hazar’ın yaşamını yitirmesine tesadüfen şahit olan kardeşi Hasret Yaşarer (80), Hazar’ın yaşlılık maaşını almak için Lice’deki PTT’ye gittiğini, kendisinin de orada maaş almak için bulunduğunu ve ablasının ezildiğini gördüğünde polisin eline siyah bir poşet verip 1 metrelik alana dağılan uzuvlar için „Git kardeşinin parçalarını topla“ dediğini söyledi. DİHABER’de yer alan habere göre, Yaşarer, „Vücudunun yarısı paramparça olmuştu. İlkin tam emin olamadım ama kadının giydiği ayakkabı ve elbiselerden ablam olduğuna emin oldum“ dedi. Ablasının Lice’de olduğundan dahi haberi olmadığını anlatan Yaşarer, „Polis daha sonra elime siyah bir poşet verdi ve ‘Git ablanın parçalarını topla’ dedi. Ben de etrafa dağılan vücudunun parçalarını torbaya doldurup polise verdim. Bu an boyunca sadece beni izlediler. Zaten daha sonra bayılmışım. Gözümü hastanede açtım“.

Erdoğan ne diyor?

„Adalet sokakta aranmaz“...

Erdoğan’ın Türkiyesinde „sokakta ne aranır?“

Polis panzerinin ezdiği 80 yaşındaki kadının bir metre kareye saçılmış, uzuvları aranır.

Kılıçdaroğlu en nihayet bu çarpıklığı görmüş olmalı ki, „adaletsiz“ Türkiye’de „insan uzuvlarının sokakta aranması“ yerine „adaletin sokakta aranması“ gerektiği sonucuna varmış.

Yürüyor. Çok iyi yapıyor.

Yürümeli... Edirne’ye kadar...

İyi de, biz Kılıçdaroğlu’nun Edirne’ye kadar yürümesinden söz ediyoruz ama, neden „bizim mahallede“ „Edirne yürüyüşünden“ kimseler söz etmiyor? „Provokasyon“ olur diye mi?

Biri 80 diğeri ondan az küçük Yaşarer kardeşlerden birinin ezilerek öldürülmesi, diğerine ablasının uzuvlarının toplatılması „provokasyonun“ feriştahı değil mi? Halk her gün Erdoğan rejiminin yeni bir provokasyonuyla karşı karşıya olduğuna göre, „provokasyon korkusu“, eğer varsa, yersizdir.

Her neyse.

Ben bir başka konuya döneyim.

Aslı Aydıntaşbaş’ın dünkü yazısında biri biraz „tuhaf“, diğeri ise çok „önemli“ iki paragraftan söz edeceğim.

Yazar, „Kılıçdaroğlu yürüyüşünün“ „sakin“ bir eylem olduğunu ifade etmiş. Ardından şöyle demiş:

„Bazı ateşli solcular, bu sakin protestoya burun kıvırıyor, CHP lideri essin, gürlesin, halkı sokağa çağırsın istiyor.“

Tuhaf. Kılıçdaroğlu „sokakta“ yürüyor. Herkesi de „sokakta yürümeye çağırıyor.“ Saray borazanları da, „sokakta, Kılıçdaroğlu ile birlikte ‘teröristlerin’ de yürüdüğünü“ yazıyor.

Devam edelim:

„Daha şaşaalı, daha iddialı adımların başarı şansı yok. Meclis’te sabaha kadar bağırsanız, dinleyen olmuyor; onlarca basın toplantısı yapsanız, medya yer vermiyor; gösteri düzenleseniz, herkes gözaltına alınıyor.“

Erdoğan, „bu sakin yürüyüşü“ de „dağıtmaya“ ve „Kılıçdaroğlu’nu da göz altına almaya“ hazırlanıyor. „Hükümetimizin lütfuyla yürüyorsun“ diyor. Ve „sizi de Savcılar bir yerlere çağırabilir“ diye tehdit ediyor.

Bu duruma neden gelindi? Çünkü Referandum gecesi Kılıçdaroğlu „halkı sokağa çağırmadı“ ve „gençliğin enerjisini gemlediğini“ kendisi söyledi.

„Tuhaf“ bulduğun kısım bu kadar. „Önemli“ bulduğum kısım ise şöyle:

„Ancak CHP, Adalet Yürüyüşü sonrasındaki adımları da şimdiden düşünmeli. İlkeler üzerinden bir Demokrasi Bloku kurmak düşüncesi, referandumdan bu yana ağızlarda. Ancak anlamlı bir adım yok. Hepimizin gözünde saygın bir gazeteci ve siyasetçi olan Enis, cezaevinde olmamalı. Peki ya Selahattin Demirtaş ya da Ayhan Bilgen? Enis çıkıp onlar kalsa, bu yürüyüş başarıya ulaşmış mı olacak? 

Nereye varmak istediğimi anladınız... CHP’nin artık kendi kitlesi ötesinde, yüzde 50’nin „oyun kurucu“ gücü haline gelmesi, bunu yapabilmek için de ‘HDP meselesiyle’ yüzleşebilmesi gerekiyor. ‘HDP meselesi’, CHP’nin kendi kendine sorun ettiği bir konu. Ne taban ne de milletvekilleri için sorun değil; ama genel merkez bu konuda ürkek. Yandaş medyadan gelen 3 tweet ve 4 internet manşetiyle kilitlenebiliyorlar. Şu zamana kadar HDP varlığını bile yok saydılar. Artık bu durumun değişmesi gerekiyor. 

Adalet Yürüyüşü, doğru başlangıç. İkinci adım, 2019 için demokrasi cephesi olmalı. Burada da yol, Maltepe değil Edirne’ye uzanıyor...“

Bu yazının altına ben de imzamı atıyorum.



1517
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: