Alkışın mı; itirazın, değişimin mi sanatı?

ilhamadarbakur@gmail.com | 16 Haziran 2017 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR

Büyük sanat eserlerinin tadına varabilmenin önündeki en büyük engelin alışkanlıklarımız ve önyargılarımız olduğunu söyler E. H. Gombrich. Yaşamın tadına varabilmek, yaşadığımız anın, yaşadığımız günün, yaşadığımız yılların tadını çıkarabilmek ve hakkını verebilmek için de alışkanlıklardan, herkes tarafından kabul görmüş, bildik, alışıldık totalin üzerinde hemfikir olduğu yaklaşımlardan, önkabullerden ve önyargılardan kurtulmak gerekir. 

Zira üzerinde herkesin kahır ekseriyetle hemfikir olduğu kuralların, beğenilerin, örnek gösterilen yaşam tarzı ve kişiliklerin kazandıkları bir nevi dokunulmazlık durumu onları tutuculaştırır, değişip dönüşmelerini ve yeni durumlara göre pozisyon almalarını, karakter kazanmalarını engeller. Ortaya çıktığı dönemin, itiraz ettiği ve var olduğu koşulların en aykırı, en genele itiraz eden düşüncesi, ideolojisi, yaşam tarzı yahut sanatsal ifadesi, genel tarafından kabul edilebilirlik kazandığı andan itibaren devrimci karakterini, itiraz eden karakterini yitirme tehlikesi yaşamaya başlar. İster sanat tarihine bakalım, ister siyaset ve düşünce tarihine, ister toplum bilim ve felsefe tarihine, bir zamanların biriciki olan düşünce, yaklaşım ve ifade biçimlerinin genel kabule mazhar olmaya başladıktan sonra nasıl bir dogmatizm girdabına girdiğinin sayısız örnekleri mevcuttur. 

Burada söz konusu olan egemen düşüncenin, toplumun, genel kanaatin tepkisini çekme, gadrine uğrama pahasına büyük bir direniş ve emek sonucu örülen farklılığın veya yeni doğrunun, belki de en doğru tabirle hakikat arayışçılığının, kitleselleştiğinde nasıl karşı çıktığına, karşıtına benzeyen bir karakter kazandığına işaret etmek istiyorum. Gördüğü genel kabulü yitirmemek uğruna giderek tutuculaşan, dogmaya dönüşen sayısız devrimci fikir yahut sanatsal ifade söz konusudur.

Buradan elbette ki doğru ve güzel adına ortaya çıkarılan düşüncenin, ifadenin, eylemin, söylemin özünü yitirmemesi adına kitlelere mal olmaktan, kitlesel bir fikre yahut eyleme dönüşmekten kaçınılması gerektiğini savunmuyorum. Güzel bir dünya yaratmak adına, insanların mutlu olduğu bir yaşam örmek adına üretilen her fikrin, her düşünce sistematiğinin hayat bulması için elbetteki kitleselleşmeye ve genel kabul görmeye ihtiyacı vardır. Kitleselleşmek kötü değil, arzulanandır. 

Öyleyse sıkıntının kaynağı şu olmaktadır. Ahlaki ve vicdani olarak bir gurubun, bir zümrenin değil de tüm insanlığın, tüm canlıların, tüm doğanın bir bütünü ile yararını amaç edinen her sanat eseri, her felsefi, her siyasi, dini düşünce toplumsal ihtiyaçları görmek, tıkanan ve çürüyen toplumu sağaltmak, yaşanan krizlere cevap olmak maksadıyla ortaya çıkar. Ancak unutulmamalıdır ki her karşı çıkış ve her yeni fikir içine doğduğu koşullar için bir cevaba dönüşebilme şansına sahiptir. Değişen koşulara ve değişen ihtiyaç ve krizlere göre kendini yenileyemeyen, değişim dönüşüm kapasitesine sahip olmayan her düşünce, her sistem kendi karşıtına dönüşmeye mahkumdur. Yani bugünün devrimci düşüncesi pekala yarının dogmasına dönüşebilir. 

Kürdistan Özgürlük Pradigması’nın aradan geçen bunca zamana rağmen kendi karşıtına dönüşmemesi, dönem dönem büyük bunalımlar yaşasa bile bu bunalımları büyük devrimsel çıkışlara çevirebilmesi kitleselleşmenin büyüsüne kapılarak, popülizminin egemenliğine girmemiş olmasında yatmaktadır. Siyasi ve toplumsal alanda dogmaya dönüşme riskine karşı verilen büyük mücadele ne yazık ki sanat alanında ifadesini ya hiç bulamamakta ya da çok cılız kalmaktadır. En devrimci olması, egemenleşmeye en karşı durması gereken alanken en çok da popülizme ram olma durumunu yaşamaktadır sanat alanı. 

Yeni bir şey söylemeyen, toplumun alışkanlık ve genel kabullerindeki çürüme ve zedelenmeyi görmeyen yahut görmek istemeyen, itirazı ve değişim tasavvurları olmayan, sadece kabul görmeyi ve alkışlanmayı esas alan bir sanatsal üretim ne yazık ki mevcut sanatsal gerçekliğimizin temel karakteristiğini ifade etmektedir. Elbette büsbütün yok saymıyorum, eylemleri ve söylemleriyle, sanatlarıyla büyük umut yaratmış sanatçılarımız elbette saygıyla anılmaya değerdirler. Ancak sanatımızın genel durumu, bu sanatçılarımızın duruşuyla ve Kürdistan Özgürlük Pardigması’nın ulaştığı düzeyle çok uzak bir mesafede durmaktadır. 



643
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: