Türkiye’nin Katar macerası

15 Haziran 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR

TBMM geçen hafta, apar topar, 2016 yılında Katar ile imzalanan iki anlaşmayı onayladı.

Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti sonrası Katar'a uygulanan abluka sonrası Türkiye'nin bu kararı Katar'ı memnun etse de, Katar'a ambargo uygulayan ülkeleri ve İran'ı da bir o kadar rahatsız etmiştir. Katar'ın tüm masraflarını da üstlenerek Türkiye'ye sağladığı bu askeri üs deyim yerindeyse, Katar açısından tam da rahat bir nefesin alındığı an oldu. Anlaşmalarda gözden kaçan iki detay son derece ilginç. Bu konuyu yazanlar her nedense bu iki önemli detayı es geçtiler. Birinci detay yukarıda değindim. Belkide en önemli detay bu: Katar Türkiye’ye tahsis ettiği bu üssün tüm masraflarını karşılayacak. Asker sayısının 500 ile 5000 arası değişeceğini düşünürsek, Katar için bir tür para ile güvenlik satın almak gibi bir durum ortaya çıkıyor. İkinci detay ise, Katar Emiri ve Erdoğan arasındaki özel ilişkiye binaen; bu konudaki uyuşmazlıkların uluslararası mahkemelere götürülmemesi. Her iki ülkenin de darbeler kuşağında yer aldığını biliyoruz. Bu maddenin nasıl işlediğini zaman gösterecek.

Geçen haftaki yazımızda değinmiştik. Bu Türkiye'nin kendi toprakları dışında asker bulunduracağı ilk üs olacak. Türkiye NATO operasyonları için daha önce de yurt dışına asker bulunduruyordu. Afganistan, Balkan ülkelerinde daha önce asker bulundurduğu biliniyor. Öte yandan, Irak ve Suriye'de uluslararası hukuka rağmen asker bulunduruyor. Ancak ikili bir anlaşma ile ilk kez yurt dışında daimi(!) bir üs kuruyor. Bu ilk üssün Arap Yarım adasında olması ise dikkat çekici. 

Dış politikada sorunlu bir strateji izleyen Türkiye'nin bu hamlesi; görünürde Katar'ı koruma ve Katar'a yönelen komşu tehdit açısından caydırıcı bir etkisi olsada, bölgesel rol üstlenme ve yükselen İran etkisini dengelemeye dönük bir hamle olduğunu söyleyebiliriz. Yalnız burada bir sorun var... İhvan ile baş başa kalan Türkiye Arapların İran’a karşı oluşturduğu  sünni blokun dışında tutuldu. Türkiye'nin Katar ile bu yakınlaşması kısa vadede bir etki gösterebilir ancak orta ve uzun vadede Türkiye açısından kalıcı hasarlara yol açabilir. Arap Yarımadasında, Suudi Arabistan'a rağmen askeri üs elde etmek hem Araplar açısından ve hem de İran açısından bir tehdit unsuru olarak algılanabilir. O bölgenin güvenlik şemsiyesinin ABD tarafından sağlandığınıda hesaba katarsak, Türkiye’nin bu girişiminin bölgede sorunlara sebep olacağını tahmin etmek zor olmazsa gerek. 

Türkiye'nin bölgesel güç olma çabası ve bölgenin diğer aktörleri ile giriştiği rekabet sonuç vermez. Suudi Arabistan ve Mısır Arapların tartışmasız liderliğini yürütüyorlar. Esas olarak, Katar'a karşı olsa bile, Katar kuşatması İran’ın Şii yükselişini durdurmaya yönelik bir hamledir. Türkiye’nin bu cephe dışında tutulması bölgesel güç olma iddası altında yatan ihtirasıdır. Bu ihtiras elbette bölgenin diğer aktörlerini ciddi biçimde rahatsız ediyor. Körfez ülkeleri ve İran arasındaki bu bilek güreşine Türkiye’nin dahil olası yeni sorunlara yol açacaktır. Kaldı ki Türkiye, Ortadoğu’da dahil olduğu batı kampının politikaları hilafına bir dış siyaset izliyor. Sorun alanlarından biride Türkiye'nin batıya karşı bu güven sarsıcı tutumudur. 

Ortadoğu'da yarın ne olacağını kimse kestiremez. Bu belirsizlik içinde Türkiye'nin Katar macerasınının nasıl sonlanacağını öngörmek oldukça zor. Suudi Arabistan ve ABD'den gelen mesajlara bakılırsa Katar krizinde bir yumuşama sürecinin başladığını söyleyebiliriz. Esas olarak bunu aile içi bir sorun olarak görüyor ve Türkiye gibi bölgesel güç olma iddasındaki ülkelerin Araplar üzerinden bu iddalarını sınamalarından oldukça rahatsız. Yumuşama mesajlarının bir anlamıda bu olsa gerek. Çünkü Katar Türkiye arasındaki bu ikili anlaşmalar sadece masumane bir askeri üs edinme olarak algılanmıyor. Türkiye’nin bu anlaşmalar çerçevesinde Katar'a, kara, deniz ve hava kuvvetlerinden birliklerini konuşlandırmasının başka amaçları olsa gerek.

Katar körfezin en zengin ülkelerinden biri. Doğal gaz ve petrolden elde ettiği ekonomik gücü askeri koruma olmadan sürdüremeyeceğini biliyor. Katar’ın var olan hava kuvvetlerinin pilotlarının Fransız olduğunu, Erdoğan’ın bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile konuştuğu biliniyor. Katar'ın güvenlik tedarik etme konusunda Türkiye dışında başkaca angajmanları olduğu gerçeğini bir kenara not etmek gerek. 

Katar krizi bölge dengeleri açısından her an sıcak bir çatışma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin açıkça Katar'dan yana olduğunu ilan etmesi var olan belirsizliği dahada artırdı. Bölgede çıkarı olan Rusya, Çin gibi güçler henüz topa girmedi. Dünya sıvılaştırılmış doğal gaz pazarının önemli bir bölümünü elde tutan Katar üzerinde koparılan fırtına, büyük güçlerin uzlaşmasına bağlı.



995
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: