Referandumdan önce Ulusal Kongre gerekli

12 Haziran 2017 Pazartesi

HALİT ERMİŞ

Güney Kürdistan’da referandum tartışmaları yeniden başladı. Başından beri birçok soru işareti taşıyan referandum tartışması adeta dipsiz bir kuyu gibi. Ne olacağı, neye evirileceği, içte ve dışta hangi politik çıkarlara koşulduğu tamamen belirsiz. 

KDP Başkanı Mesud Barzani Güney Kürdistan’da yapılacağını söylediği bağımsızlık referandumu için tüm siyasi partileri 7 Haziran’da, Pirmam’daki ofisinde bir araya getirdi. Ancak toplantıya hükümet ortaklarından Goran Hareketi ile Komala İslam partileri tam da bu soru işaretlerinden dolayı katılmadılar. 

Aslında soru işaretleri kadar “KDP referandumu politik çıkarları ve ailesel iktidarlarına malzeme yapıyor” kanatinden dolayı da tepki gösterdiler. 

Sadece siyasiler değil, aydınlar, kanaat önderleri ve toplum içinde de önemli bir kesim KDP’nin referandumu; tahakkümünü güçlendirme de bir kaldıraç rolünde görmesinden dolayı şüphe ile yaklaşıyorlar. Geride kalan 3 yıllık sürede yaşanan siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz ve belirsizlik bu kesimlerde haklı olarak mesafeli durmayı getiriyor. 

Güney Kürdistan bölgesinde son üç yılda siyaset dibe vurdu. “Herşey aile- parti” çıkarı derekesine indirildi. İç siyasette yalnızlaşan KDP; ortamı yumuşatacağına geri adım atıp yasal ve hukuksal çerçeveye çekileceğine rakiplerine baskı ve tazyik uygulayarak zorla siyaset dışına itti.

İç siyasette kaçınılmaz parçalılığa giden KDP, dış siyasette de başına buyruk hareket ederek, akıl almaz tercihler ve hamleler yaptı. İçte yalnız kalan KDP siyaseti, bölgede giderek tecrit olan Türk devletiyle aynı fotoğrafta yer almayı temel siyaset edindi. 

Bölgede Arap baharıyla yaşanan alt-üst oluş Kürtlere yüz yıl sonra özgürlük imkanları sunarken, KDP dar çıkar peşine düşerek sürekli olarak yanlış ata oynadı. Sonuçta gelinen nokta KDP eksenli Kürtlerin yaşadığı ‘Stockholm sendromu’na yaşamak oldu. 

Bu durum hem Güney Kürdistan’da hem de Kürdistan’ın diğer parçalarında KDP’nin yalnızlaşmasına yol açarken, Kürtleri özgür gelecekleri açısından tarihsel önemde olan bir fırsatı zora sokmaktan, harcamaktan öte bir yere taşımadı. 

Hal böyle olunca KDP kendi tükenişinin önüne geçmek için Kürtlerin ulusal duygu ve özlemlerini suistimal etmeye başladı. Son iki-üç yıl içerisinde Kürtlerin tüm parçalarda güçsüz kalmasına, tarihin sunduğu altın fırsatları değerlendirememesine neden olan bu siyaseti örtbas etmek için son hamlesi ise “bağımsızlık referandumu” oldu. 

Oysa ismine “bağımsızlık” dense de, bu referandum Kürtler açısından kalıcı kazanım açısından hiçbir şey getirmeyecektir. Zira buraya varmadan yapılması gereken daha önemli şeyler var. 

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Kürtler açısından kendi kaderini tayin hakkı tarihsel bir hak olduğu kadar evrensel bir haktırda. Bu hakkı kullanmak ise ancak ulusal birlik içinde hareket etmekle olur. Yürütülen siyaset son kertede ulusal güçleri parçalayıp, tarihsel düşmanlara aynı fotoğrafta buluşturuyorsa bunun ulusallıkla hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla ulusal çıkarlara hizmet etmesi de beklenemez. Bu tamamen bir antagonizmadır. 

O halde yapılması gereken iç ve dış siyaset ve ittifaklarda doğru tarafı seçerek doğru politik-siyasi hamleler yapmaktır. “Ben yaptım oldu” demekle bir halkın özgürlük mücadelesi yürütülemez. KDP’nin en başta da bu yanlış ve kaybettiren zihniyeti terk etmesi ve doğru odaklardan güç alması gerekir. Türk devletine sırtını dayayan bir siyaset Kürtler açısından ancak felaket getirir. Bu tarihte tescillidir. 

25 Eylül’de referandum yapılma kararının alınmış olmasının hiçbir somut karşılığı yoktur. Federasyonla bağlı bulunduğu Irak ile her an çatışma noktasına gelebilecekken, içte tüm siyasi partilerle, dahası toplumla kavgalıyken, dışarıda sırtını Kürt düşmanı Erdoğan’a dayamışken bağımsızlık ilan edilemez. Kendi kaderini tayin hakkı, bir halk adına bir partinin vereceği böylesi yanlış tercih ve kararlarla olmaz. 

En doğru olan KDP’nin bu tarihsel yanlış ve hatalarından bir an önce dönerek, Kürt ulusal birliği için Ulusal Kongreye gelmesidir. Ulusal Kongre biricik kader tayin organı olmak durumundadır. Çünkü böylesi bir oluşum tüm ulus adına karar verme gücüne sahip olacaktır. Yine bu tercihin ne yönde ve hangi yöntemle gelişeceği de ancak Ulusal Kongrenin kararıyla mümkündür. Çünkü Ulusal Kongre tüm ulus açısından olduğu kadar tüm siyasi partiler açısından da bağlayıcı yegane karar organı olacaktır. 

Dolayısıyla Kürtler açısından bu aşamada hiçbir getirisi olmayacak referandumla zaman kaybetmektense tüm partiler enerjilerini hem içte hem dışta ulusal bağlayıcılığı olacak bir oluşuma harcamalıdırlar. Örneğin KDP referandumu bu kadar gündemleştireceğine demokratik ulusal birlik için önümüzdeki son baharda Güney Kürdistan’da yapılması gereken parlamento seçimlerine demokratik bir ortamda giderek siyaseti, parlamentoyu işler hale getirmeyi esas alırsa daha doğru yapmış olur. Güney Kürdistan’da ortaya çıkan demokratik bir siyasi irade o zaman ulusal birlik için de, iç ve dış ilişki ve ittifakların belirlenerek kapıda duran sorunların aşılması içinde en doğru yöntem olacaktır. Hele ki Katar kriziyle bölge yeni ve belirsiz bir sürece sürüklenmişken, Kürtlerin ulusal birlik dışında hiçbir çıkar yolu yoktur. 



1298
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: