Sur ve kırlangıçlar

ozguramed@live.com | 10 Haziran 2017 Cumartesi

Özgür Amed


Evimiz köydeyken ve biz daha çocukken, bize öğretilen ilk şeylerden biri kırlangıçların kutsal hayvanlar olduğu, onlara kesinlikle zarar verilmemesi, hele hele yuvalarına asla karışılmaması gerektiği idi. Kürtçe adının “hechecik” olması bizde hac ile ilgili otomatik bir kutsallık çağrışımı yaratıyordu. Kırlangıç gerçekten de özel bir kuş. Bundan olsa gerek çoğu inançta kutsal kabul ediliyor. En önemli özelliği evini yapma ustalığı olsa gerek. Büyük ustalığından ötürü saygınlık kazanmış. Sadece üstün zekası sayesinde yuva yapması değil kuşlar arasından en çok yol alan ve örgütlenme refleksiyle de bilinir. Mesela alçaktan uçması havanın bozulacağına işarettir. Yine uçmuyorlarsa havanın çetin olacağını gösterir. Açık ve güzel havalarda ise yoğun mesai yaparlar…

Kırlangıçlardan bahsetme sebebim son bir aydır onlarla bayağı içli dışlı olmamız. Çünkü havalandırmamıza yuva yaptılar ve halende uçuşup duruyorlar. Sabaha karşı yüzlercesi zindan tellerinin üzerine toplanıyor ve ötmeye başlıyorlar. Yumurtlama dönemi yakın olduğu için yuva gereklidir. Havalandırmada bulunan merdivenin tam altına, kör bir noktaya, dümdüz duvara inşaat çalışmaları bir ay kadar önce başladı. Sorduğumuzda 4 – 5 başka kısımda da aynı yere çalışma başlatmışlar. Önce çamur getirdiler ağızlarında sonra küçük dallar. Bir kürenin çeyrek kısmını andıracak şekilde örmeye giriştiler. Her gün yüzlerce gel git yaparak üzerine bir şeyler ekledi. Yuvanın bir özelliği de hem soğuk hem sıcaktan etkilenmeyecek ve bizlerin de ulaşamayacağı bir noktaya yapılmış olması. Bu hafta itibari ile son rötuşlarını veriyorlar ve bakıldığında muhteşem bir matematiksel oran göze çarpıyor. Çizgilerdeki uyum çok estetik. Tüm bunların dışında, bu yuvayı yapmak için harcadığı emeği görmemek haksızlık olur. İnsanın insanlaşmasını, toplumsallığının en önemli aşamalarından olan emek süreci, bir kuş için ne ifade eder?

Şüphesiz bu süreç “kuş bilinci”ne işaret eder…

Yuvayı yapan kuş şuan gelip yuvasında oturuyor ve biz havalandırmada top oynarken topun oraya değmemesine, yuvaya zarar vermemeye özen gösteriyoruz. Harcanan emeğin kutsallığına istemeden de olsa zarar vermek istemiyoruz.

Yukarıda değindiğim bir yuvanın yapılış sürecine ve tanıklık ederken, aynı zamana denk gelen bir yuva /ev yıkma vahşetine de denk gelip, tanıklık ediyoruz.

23 Mayıs’tan bu yana Sur’da evler yıkılıyor. Fotoğrafı çoğu kişi görmüştür. İki çocuk kepçenin yıktığı evlerini izliyor. Bu görüntünün kendisi her şeyi anlatıyor. Söylenecek binlerce şeyi özetliyor. Bu evler nasıl yapıldı? Hangi zorluklarla tutundular oraya. Kurdistan’da savaş uçakları alçaktan uçmaya başladığında bu havanın değişeceğine işaret eder. Bombalar yağdırılır. Köylerin etrafı bolca dövülür. Sonra karadan asker girer ve köyü yakar. Sur’un içi, Fiskaya, Bağlar, Sur dibi ve Şehitlik... köylerinden zorla edilenlerin çoğu buralara yerleşti. Her ev kuş misali adım adım, büyük zorluklarla örüldü. Şehrin kenarlarına tutunmaya çalıştılar. Çünkü yaşama, kente, sıfırdan başlıyorsun. Köylerde de binbir emekle yapılan evler yakılıp, yıkıldı. Köydeki her evin yapılışı bir kırlangıç misalidir. O kutsallık ve emeğe, lanetli devlet kırımı bulaşınca yıkıldılar her şeyin üstüne. Evlerin o taşları hala yerlerdedir. O yetmedi bugün aynı insanların derme çatma evleri yıkılıyor. 

Sur’u yıkmanın tüm kapıları ideolojik bir tavra çıkar, yine tüm yolları kapitalizme bağlayabiliriz ve elbette Kürt gerçekliğinde denk düştüğü yerin ne demek olduğuna özellikle işaret etmeye gerek yok. Sessizlikten daha büyük yıkım var mıdır bilmiyorum. Sur halkı duvar üzerine yazılar yazdılar ve sessizliğe bir eleştiri getirdiler. Çok anlamlıydı. Kısmi bir kıpırdama yarattı. Sur’u ve içindeki insanların anılarını, çocukluklarını, gelecek ve geçmişlerini yıkmanın, bu yıkımı görselleştirip şova çevirmenin ve insanları aleni yozlaştırmalarının insan ruhunda yarattığı tarifsiz bir acı, öfke var. Yüzleşmemiz gereken budur. AKP’nin rant uğruna oraya soktuğu makineler insanı, bilinci, emeği, tarihi, kültürü yok ediyor.

Bir kuşun bile yuvaya yüklediği anlam ortada iken, üst form kabul edilen insan bilincinin çarpıklığı Sur’un yıkılan yuvalarında önümüze geliyor. Bugün bir şehrin en derin kültürel belleğini yıkan biri yarın her şeyi yıkmaz mı? Zaten yıkmıyor mu?

Bunun görülmesi gerçekten o kadar zor mu?

Sur’un yalnız bırakılmaması, sahip çıkılması dileğiyle.



567
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: