Savaş butonu

17 Ocak 2017 Salı

MİRAN KARACAN

Türkiye’nin yönetim modelinin yapısını baştan aşağı değiştirecek Anayasal değişiklik teklifleri patır patır geçiyor meclisten. Meclis, varlığını sona erdirecek değişiklikleri bir an önce geçirip halk oylamasına götürmek için hiç olmadığı kadar atik. Malum, emir büyük yerden…

Öte yandan o emrin tam olarak nereden geldiği hala meçhul. Emri sırf Erdoğan verdiyse MHP’li vekiller neden emir eri? CHP bu kadar önemsediği, kendi söylemleriyle “rejim değişikliği”nin oylanacağı oylamalarda elini iyice zayıflatarak, hem de Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyerek, dokunulmazlıkların kaldırılmasına neden izin verdi? Başkanlık sistemi üzerinde “devlet”in de mutabık kaldığı izlenimi nereden geliyor, neden alttan alta gösteriliyor?

Mevzuyu Amerika’dan, Batı’dan uzaklaşıp Rusya eksenine kayma hamlesi olarak gören de var, başkanlık sisteminin Kürtlerin yönetime dahil olmasına son vereceğinden dem vuran da her iki argümanı birlikte işleyen de… Her iki argümanı ve daha nicelerini savunanların ortak noktası ise kafa karışıklığı. Ortada başkanlık sisteminin kim tarafından, neden istendiğini, tam olarak neye yarayacağını net olarak söyleyebilecek bir figür ya da parti yok henüz.

Maddelerin hızla meclisten geçirilip referanduma hazırlandığı bu “olağanüstü” ortam aslında demokrasi güçlerinin pek de aleyhinde sayılmaz. Referandum, öngörülen yeni yönetim modelinin yanında Erdoğan’ı ve Erdoğan’ın özellikle 7 Haziran sonrası izlediği politikaları oylayacak. Savaşın başlatıldığı, şehirlerin yerle bir edildiği kanlı politikaları yani. Referandumda “Evet” kampanyasının da asıl olarak buradan yürüyeceği, bütün o ölümlerin, kuşatmaların, bombalamaların seçmene tekrar hatırlatılıp şimdi de diyetinin isteneceği aşikar. Ablukadan bir yıl sonra, Sur’da, küçük çocuklara uygulanan işkence görüntülerinin tekrar tedavüle edilmesi bunun işareti… Belli ki bu görüntülerden çok var ellerinde. Girişi “daha az şiddet içeren” videolarla yaptılar. Daha şiddetlileri evet, hayır kampanyalarının kızışacağı günlere saklanmış görünüyor. Bir de Süleyman Soylu’nun tarih vererek ettiği tehditler var ki, tehditlerin yürürlüğe gireceği tarih, ne hikmetse, tam da referandum kampanyalarının kızışacağı zamanlara denk geliyor. 

O hikmet, Erdoğan’ın 7 Haziran sonrasında tekrar keşfettiği Kürt nefreti. Sıkıştığı, tıkandığı her an başvurduğu bir buton gibi artık. 3 Kasım’daki dönüşünü ona borçlu. 3 Kasım’da durduramadığı HDP milletvekillerini, karşıtı olduğu CHP eliyle hapishanelere göndermeyi de muhalifi MHP’yi yanında yedeklemeyi de… Hal böyleyken bu işlevsel butondan elini kolay kolay çekecek gibi de görünmüyor. Zira başkanlık sisteminin getireceği “yeniliklere” de monte etmekten imtina edilmemiş o buton. 21 maddelik Anayasa değişiklik teklifinin 5. maddesinde şöyle deniyor: “Savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir yıl ertelenmesine Meclis karar verebilir. Erteleme sebebi ortadan kalkmamışsa aynı usule göre bu işlem tekrarlanabilir.” Olası bir başkanlık rejiminde, Erdoğan, sıkıştığı, anketlerde düşük göründüğü her an bir savaş çıkarabilir ve kendini belirsiz bir tarihe kadar garantiye alabilir demektir bu. Türkiye’nin abartılmış gücü ve şişirilmiş ekonomisi başka bir ülkeye savaş açmaya yetmediğine göre savaş ancak ve sadece Kürtlere karşı açılabilir. MHP’yle de “devletle” de mutabakata varmanın en kolay yolu bu nasıl olsa…

Referandumda sarf edeceği efor hakkında henüz renk vermese de HDP’nin üzerinde en çok duracağı noktalardan biri bu olmalı. Başkanlık sistemi savaşa ne kadar cevaz veriyor, perde arkası gizlenen mutabakatta bu cevazın nasıl bir rolü var? HDP’nin kararı “hayır” da olsa, “boykot” da olsa bunu en yüksek sesle söylemeli. Referandumun, Kürdistan’da daha büyük baskılar altında geçeceğine şüphe yok. “Evet” halihazırdaki baskıların bir sağlaması ve o sağlamanın oylanması neticede. HDP’nin yürüteceği kampanya tam da buna mukabele etmeli. HDP, kitlesini sadece referanduma değil, sonrasına da hazırlayacak adımları hızla atmalı ve bütün tutuklamalara rağmen mobilizasyonunu tekrar yakalamalı. Newroz’un hemen ardından yapılması planlanan referandum için daha şimdiden kolları sıvamalı. Newroz, seçim ya da referandum; Canetti’nin dediği gibi: “Kalabalıklar kalabalıkları çeker.”



1948
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: