Bir hadise var CAN ile okurlar arasında

sarioglusezai@gmail.com | 13 Ağustos 2016 Cumartesi

SEZAİ SARIOĞLU

Şiir “piyasası” Can Yücel üzerine uydurulmuş “şair efsaneleriyle” dolu. “Üfürükçülüğün” yanı sıra “uydurukçu” millet olduk vesselam. Can’ın, “Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” vasiyetine rağmen vaziyet bu. Bazı “Can severin” Can’lanması “sevginin” söylettiği “iyi kalpli kötülük!” olarak bağışlanabilir! Piyasa Can’a ait olmayan şiirlerle dolunca sevgili şair Semih Çelenk, bu “Can kirliliğine” son vermek için “İnternette sahte Can Yücel metinleri/şiirleri” yayınladı. Bu kısa dert beyanından sonra gelelim hikayeye: Ünlü şairlerden biri, Can Yücel sunumunu Can’a ait olmayan bir şiirle bitirir. Can’ın Can’ından düşen bir yakını, yanlış yaşayan ve yanlış yaşlanan şairi utandırmamak için sesini çıkarmaz ama daha sonra nazikçe uyarır. Bindiği dili kesen şair kendini şöyle savunur: “Siz google’dan ve benden daha iyi mi bileceksiniz!”

Bir başka hikayeyle devam edelim. “Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara” dizelerinden de tanıdığımız şair Metin Demirtaş, “Can Yücel’e Güzelleme” isimli bir şiir yazar. Şiir dosyasında “işlenmemiş biçimiyle” bekler, yayınlamayı düşünmez. Can ile kadim dostluğuna rağmen “Olur a, dedim, Can Baba karşılayamayacağım övgülü/ sövgülü bir nağme yazar” diyerek çekinir. Can’ın o günlerde Antalya’ya gelişini fırsat bilerek telefon eder. Can, “Eşref saatindedir.” Telefonda Sivas Katliamı konuşulurken ünlü şair Ezra Paund’un faşizm yandaşlığı da dillendirilir. Bir ara İsmet Özel’in ismi de telefonun tellerine konar. İsmet Özel’in Sivas Katliamından sonra 8 Temmuz 1993 tarihli Milli Gazete’de yayınlanan “Aklıma takılan şu: Aziz Nesin gibilerin kendilerini güvenlikte hissedebilmeleri için, Sırp (veya Grek, Ermeni Rus veya Amerikan) uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor? (…) Giderek olayların, Türkiye’de yaşayan insanları bir tercih karşısında bırakma ihtimali kuvvet kazanıyor: Ya Müslüman Türkiye veya hiç!” cümlesi üzerine Can, “Hecelere hançeresinin bütün vurgularını yükleyip, ‘Şiir ve şair, Vandallığın savunusunu ağzının kıyıcığına bile alamaz! Hayvaniyeti kim savunabilir ki!’ diye gürler. 

Metin Demirtaş yazdığı şiirden söz ederek ‘Var bir bölüm, belki kızacaksın…’ deyince Can, ‘Oku, gözümün, canımın içi!’ deyince şiiri okur. Sonrasını Metin Demirtaş’tan okuyalım: “Şiirin ilk biçiminde torbaya şarap şişeleri yerine şiirler doldurmuştum. Ve Can Yücel, çuvala doldurduğu şiirleriyle dönüyordu seferden. Şiir okundu, bitti. ‘Gözümün içi’, dedi, ‘halt etme! Sen yine şarap şişelerini koy torbaya. Varsın şişeler kırılsın, şiir kırılmasın!’ Ben de öyle yaptım…” 

Hikaye burada bitiyor ama hikayeye konu olan şiir başlıyor. “CAN YÜCEL’E GÜZELLEME: Şiirimizin Donkişot’u/ Hoca Nasrettin’in/ Şiir yazanı, şarap içeni// Elinde şiir mızrağı/ Bir sağa, sağa, yine sağa/ Dalıyor deli bir bora gibi/ Haramilerin haramına// Sözcükleri dikenli/ Okları zehirli/ Karışımı, biraz Nesimi, Nâzım kırmızısı ile/ Orhan Veli mavisi// Şiir atının üstünde/ Dövüşüyor döne döne/ Ödüm kopuyor/ Başına bir iş gelecek diye/ Ama düşmez, kalkmaz/ Yedi canlı bir candır o/ Düşse bile/ İndim bindim mirim der/ Tez doğrulur.// Bazı akşamları sırtında torbası/ Şangur şungur şişeleriyle/ Çıkar gelir bir yerlerden./ Anaavrat zilzurna dümdüz./ Gayri seyreyleyin cümbüşü/ Bir şenlik, bir gümbürtü/ Bir kıyamet!// Yahu n’oluyor!/ Can Yücel şiirleriyle/ Seferden dönüyor…”

Memlekette “rivayet” çok: Hasan Âli Yücel eve geldiğinde ikizleri Can ile Canan’ı kavga ederken görünce “Bir hadise var CAN ile CANAN arasında/ Kaldım yine bir ateş-i hicran arasında” diye başlayan mısralar düşürür. Servet Yesari Bey de bunu “Hisar Buselik” makamında “Curcuna” usulünde besteler. Bu tevatür “curcunasında”, “Bir hadise var Can ile okurları arasında” diye bitirip Can güvenliğimi tehlikeye sokmadan Can mahallinden uzaklaşayım.



2882
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: