Êzîdî kadınını DAİŞ mi değiştirdi?

24 Haziran 2016 Cuma

MERAL ÇİÇEK

Kürt gerçeğini hakkıyla anlayıp anlamlandırmak kuşkusuz hiç de kolay değildir. Hem süre hem de kapsam itibariyle benzersiz bir soykırım kıskacı altında bulunan bir halkın varlığını korumak ve özgürlüğünü sağlamak için bu denli direniş göstermesini nasıl açıklamalı? Ya da ölümden yaşam, yastan isyan, yokluktan varlık yaratan Kürdün yaşam diyalektiğini nasıl çözümlemeli? O diyalektik ki Kürdistan’da bir nevi yaşam felsefesine dönüşmüştür. Kürt topraklarında bundan gayrisi bilinmez nice zamandır. Tercih değil, zorunluluktur. Ötesi yok. Ötesi teslimiyettir, ölümdür, yokluktur. 200 yıldan beri aralıksız bir şekilde dayatılan bu soykırım kıskacı bugün de Kürdistan’ın dört parçasında sürdüğü için Kürdün yaşamak için direnişten başka yolu yoktur hala. Bu gerçeğin en somut göstergelerini günümüzde Bakur’da, Rojava’da ve Şengal’de görmek mümkündür.
DAİŞ’in Şengal’e yönelik soykırım saldırısının 2’nci yıldönümü yaklaşırken Êzîdî halkının, Êzîdî kadınlarının direnişini yukarıda ifade edilen gerçekten kopuk ele almak mümkün müdür? Ki DAİŞ’in Şengal’e ve oradaki Êzîdîlere karşı devam etmekte olan saldırıları, 200 yıllık soykırım kıskacının güncel ifadesi olup Kürt halkına dayatılan soykırım rejimi tarihinden kopuk ele alınamaz. Aynı şekilde Şengal’de DAİŞ’e karşı yükseltilen direniş de Kürt halkının soykırıma karşı direniş tarihçesinden koparılamaz.
Kürdistan Bölge Hükümeti eski Enfal ve Şehit İşlerinden Sorumlu Bakan olan KDP yöneticisi Çınar Saad Abdullah geçtiğimiz günlerde Şengalli Êzîdî kadınlarla ilgili yoğun tepki çeken değerlendirmeler yaptı. 1 Şubat 2003’te KDP’nin Hewlêr’deki merkez binasına düzenlenen bombalı saldırıda yaşamını yitiren Tarım Bakanı Saad Abdullah’ın kızı olan Çınar Saad, aynı zamanda sosyologdur. Ve kendince DAİŞ’in Şengal’e yönelik soykırımcı saldırıları ile birlikte değişen Êzîdî toplumunu sosyolojik bir değerlendirmeye tabi tutuyor.
Rudaw tarafından “DAİŞ trajedisi Êzîdî toplumunu olumlu anlamda değiştirdi” başlığıyla verilen röportajdaki argümantasyonu oldukça sorunlu. Bu nedenle öyle bir niyeti olmazsa bile soykırımı olumladığı yönde ciddi tepkiler görmektedir. Röportajda Çınar Saad, DAİŞ’in saldırıları ile birlikte Êzîdî kadınlarının toplumdaki konumunun değiştiğini söylüyor ve şöyle izah ediyor: “Êzîdî kadınlar öncesinde pasiflerdi ve pek rol sahibi değillerdi. Birçoğu eşini, abisini ve babasını kaybedince artık kendine bakmak zorundalar. (…) Önceleri bir kız başka inançtan birine aşık olduğunda öldürülürdü. Ancak şimdi o kadar çok kız tecavüze uğramış ki toplum öylesine onların tümünü reddedemez. Onlar artık mağdur olarak görülüyor ve kimse onları öldürmeye çalışmıyor. Bu temel bir değişimdir, çünkü toplum daha önce sahip olduğu değer yargılarından kopmaya çalışıyor.”
Şengal’deki Êzîdî toplumu DAİŞ’in soykırım saldırılarından sonra elbette ki eskisi gibi değildir. Ve büyük ihtimalle asla eskisi gibi olmayacaktır. Fermanın genelde toplum özelde ise kadın üzerindeki etkilerinin boyutlarını şu anda kestiremeyiz bile. Fakat Şengal’deki Êzîdî kadınlarında açığa çıkan değişimi DAİŞ’in fermanına bağlamanın gerçekle alakası olmadığı gibi DAİŞ vahşetine maruz bırakılan kadınlara hakarettir de. Bununla birlikte argümantasyonun kendisi oryantalist, cinsiyetçi ve klişe doludur. Konuşan, Enfal bakanlığını yapmış olup Kürdistan’da soykırım gerçeğini bilmesi gereken ve sosyolog olan bir Kürt kadını değil de, Kürt gerçeğini hiç bilmeyen, oryantalist, Batı merkeziyetçi bir bilimci sanki.
Şengal’deki Êzîdî kadınlar fermanla birlikte son 2 yılda elbette ki önemli bir değişim yaşadı. Toplum içindeki iradelerinin güçlendiği de doğru. Ancak bunun sebebi Çınar Saad’ın iddia ettiği gibi babaları, eşleri, ağabeylerinin öldürülmesi ve kadınların artık kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalması değil. Öyle olsaydı, Saddam rejiminin 1980’li yıllarda Barzan bölgesinde gerçekleştirdiği katliamda babasını, eşini, kardeşini kaybeden binlerce kadının toplumdaki statüsü güçlenirdi. Ancak yaşanan tam tersi oldu.
Fermandan sonra Şengal’deki Êzîdî kadınlarının iradesinin güçlenmesi, toplumdaki statüsünde olumlu yönde bir ilerlemenin açığa çıkması, katliamın değil, orada geliştirilen kadın ve toplumsal örgütlenmenin ve öz savunmanın sonucudur. Son 2 yılda Şengal’de hem kadın öz savunması hem de öz örgütlülüğü alanında çok önemli adımlar atıldı, gelişmeler sağlandı. Bugün Şengal’deki Êzîdî kadınlar kendi meclisleri ile kolektif iradelerini güvence altına almakta ve örgütlenme düzeylerini giderek güçlendirmektedirler. Bununla birlikte Şengal’de Êzîdî kadınların örgütlü iradesi yaşamın bütün alanlarında ifadesini bulup toplumsal bir değişimi kendisiyle birlikte getirmektedir.
Durum bu iken Çınar Saad’ın, Şengal’de yaratılan örgütlenme düzeyinin yoğun bir mücadelenin sonucu olduğunu görmemesi veya görmezden gelmesi nasıl izah edilebilir. Kendisi ne kadar bunun farkında bilinmez ama Êzîdî toplumundaki değişimi DAİŞ’in saldırılarının sonucu olarak değerlendirmek demek, Şengal’deki Êzîdî kadınlarının öz iradesini ve bu iradeyle verilen mücadeleyi inkar etmek demektir.
Bununla birlikte Êzîdî toplumu ele alışta da çok ciddi bir oryantalist ve üstenci bakış açısı söz konusudur: “Êzîdîler güçlü değerlere sahip. Bu kendini kadın-erkek ilişkilerinde, ataerkil sistemde ve inancın güçlü rolünde gösteriyor. DAİŞ geldiğinde Êzîdî toplumu açıldı, ancak bu normal değişim sürecinin dışında gelişti. Baskı altında bu daha hızlı yaşandı. (…) Şimdi Kürdistan’da kamplardalar, birçoğu dışarı çıktı, Avrupa’ya gitti. Yeni bir kültür içinde yeni insanlarla temas içinde olacaklar, bu da onların kültürü üzerinde etkide bulunacaktır.”
Êzîdî toplumunun kapalı toplum özelliklerine sahip olduğu bir gerçek. Ancak bu özellik Êzîdî toplumunun yaşadığı fermanların bir sonucudur. Kimliğinden ötürü sürekli olarak saldırılar, katliamlar, soykırımlarla karşı karşıya bırakılan bir toplum, kendi varlığını korumak adına içe kapanır. Bunu aşmanın tek yolu ise söz konusu toplumun varlığını güvence altına almak, soykırım kıskacını ortadan kaldırmaktır. Fakat kendi öz topraklarından koparılıp Avrupa’da veya farklı yerlerde mültecileşen Êzîdîlerin farklı kültürlerle temas üzerinden daha ‘açık’ bir topluma dönüşeceği sanısı ciddi bir yanılgı olduğu gibi sakıncalı bir düşüncedir de. Ki burada ‘açık’ toplumdan ne anlaşıldığı da ayrı bir husustur. Unutulmamalı ki, bahsi geçen toplum Kürt kimliği, Êzîdî inancı ve jeostratejik konumundan ötürü hem kültürel hem de fiziki soykırım kıskacı altında bulunan, 74 ferman yaşamış bir toplumdur. Yapılacak değerlendirmelerde bu unutulmamalı asla.


1932
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: